Hala yaşamak için nedenleri olan bir yürekti o…

Ezanın sesini duyunca önce duvardaki saate, sonra etrafına bakındı ve şaşırdı yaşlı adam. Sakalını sıvazlarken mahçup çocuksu bir gülüş geçti dudaklarından. “Hangi ara dağıtmıştı burayı böyle Allah Allah?” diyerek sakince yerinden kalkmaya çalıştı sırtı geniş sandalyeden destek alarak. “Bu bel ve eklem ağrıları, ne kadar alıştım dese de alışacak gibi değildi yahu. Sanki her biri ayrı bir havada çalan saz ekibiydi”Her yaşta öğrenecek bir şey varmış işte

Kimse gelmeden etrafı toparlamaya çalıştı. Salonun ve mutfağın birleşik olmasını önce çok yadırgamıştı. Ama şimdi büyük kolaylık gördüğü salonun girişindeki yeleğini aldı önce, sehpanın üstündeki gözlük kutusuna yakasındaki gözlüğünü yerleştirip cebine koydu. Bulmacasını ve gazetesini birbirinin içine yerleştirdi. Sonra masaya döndü ince işini toparlamaya başladı. Kızı görse ‘’baba iki kuruş tespih için yine etrafı yaygaraya vermişsin “derdi. Belki de doğruydu kopan tespihini toparlamak için bayağı zaman harcamış, etrafı az buçuk dağıtmış ama şükür bitirmişti.

Nasıl anlatsın ki kızına gitmeden anacığının ona, eline verdiği son emanetti bu tespih diye? ‘’Al Mehmet efendi Allah aşkına bunu da kaybetme bak en sevdiğim tespihim bu” diyerek ceket cebine koymuştu. Nasıl değerliydi bu tespih bilemezdi ki kızı. Anası demişti “En sevdiğim diye”. 78 yaşının bu kadar zor yaşanacağını bilmezdi Mehmet efendi. “2 ay mı oldu gerçekten hanımı gideli? Sanki yıllardır hep böyle yalnız ve kızının yanına sığınmış gibiymiş geliyor ona. İnsanın alışkanlıklarından kopması değil aslında en zoru. Hep böyleymiş duygusuydu onu üzen uzak, hiç yaşanmamış sanki…’’

Elife’si vefalıydı, aynı adı gibi ince narindi ve hayat yormuştu kızını. Bilse 4 çocuktan sonra olan bu en son baharının ona bu kadar iyi geleceğini, daha çok tanımak isterdi onu. Çocukluğunda daha çok baba olmak isterdi kızına. ‘’Elif değil de neden Elife adım’’ diye hiç sormadı kızı akşam gelsin bunun hikayesini de anlatırdı nazenine.

Teknoloji ne güzel şeydi gerçekten de. Ağır ama kendinden emin hareketlerle elektrikli çaydanlığın düğmesine bastı, su ısınsın da geldiğinde kızını sıcak bir çay ile karşılasın istiyordu. Buğulandı gözleri onu bekleyen hanımı geldi yüreğinin önüne. Yaşları birbirine yakın babalarını bekleyen çocuklarına, evine gitmeyi nasılda özlemle bekler sanki koşarak giderdi ayakları o yolu. Dağ köyünde orman korucusu olmak güç gerektirirdi, hem sabır hem de aileye gidecek ekmek demekti… evinden, köyünden günlerce ayrı olmak. Şimdi şehrin bu kalabalık yerinde küçük evde tekne kazıntısı kızıyla eşinin vefatından sonra yaşamak zor gelmedi ona aslında. Zor olan babalarından kaçamak birbirine bakan diğer evlatlarının haliydi onu üzen. Zaten Elife’si yetişmişti imdatlarına; ‘’babam benimle gelecek’’ demişti.

Her yaşta öğrenecek bir şey varmış işte ‘’ Bir gün öyle bir duan kabul olur ki, geçmişte yaşadığın tüm olumsuzlukları bir anda unutursun. İsyan etme, şükret. Olmaz deme, acele etme, sabret. Rabbim ol der olur elbet.’’ Şimdi çayı demlemiş, ortalığı toplamış ve eve gelecek nazenin kızını bekleyen bir yaşlı adamdan çok hala yaşamak için nedenleri olan bir yürekti o…

Her yaşta öğrenecek bir şey varmış işte

Etiketler:, , , , , , , , ,

İlginizi çekebilir

Önceki yazı Sonraki yazı
30 shares