Tarihe damga vurmuş 10 etkili kadın!

Kadın olmak hayatınızın her alanında var olabilmek için mücadele etmek demektir. Hayatımızın her anında yılmadan, bıkmadan, sıkılmadan ‘’Ben de varım!’’ diyebilmektir. Tarihe damga vuran 10 etkili kadın

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

Her ne olursa olsun hiçbir zaman benliğinden ve yapabileceklerinin ötesine gitmekten vazgeçmemektir. Çünkü bir kadın dünyayı değiştirebilir, bir kadın kuralları yeniden yazabilir, bir kadın ülke yönetebilir, bir kadın uzay’a gidebilir ve şuna o kadar eminim ki yeni bir dünya kurulsa bunu tek başına kadınlar yapabilir!

Bir kadın değil bizler, yüz, bin, milyonlar, milyarlarca kadınız. Her ne kadar toplumlar kadını bir adım geride tutsa da, biz hep öndeydik. Geçmişten günümüze uzanan, tarihin en eski sayfalarına adını yazdıran ve yazdıramayan bir çok kadınız biz.

Tarihe damga vurmuş güçlü, etkili ve bana ilham veren kadınlara değinmek ve her koşulda, imkan olsun olmasın neler yapılabileceğini sizlerle paylaşmak istedim.

Şimdiden keyifli okumalar…

Marie Curie

Radyoaktivite bilimini kuran ve Polonyalı bir Fransız olan bilim insanı Marie Curie (1867-1934)

Marie Curie, 1903 yılında doktorasını alarak Fransa’da gelişmiş bilim alanında doktora unvanı alan ilk kadın oldu. Aynı yıl Marie doktora hocası olan Antoine Henri Becquerel ile paylaştığı Nobel Fizik Ödülü’nü alarak, tarihte Nobel Ödülü alan ilk kadın oldu. İlk Nobel ödülünü aldığı törende maalesef Marie Curie’nin konuşmasına izin verilmedi, konuşmayı Pierre Curie yaptı.

Marie, bilim dünyasında bile hakim olan cinsiyetçiliğe ve gericiliğe karşı mücadele ederken, 1911 yılında radyum ve polonyumun keşfi ve araştırılmasındaki rolünden ötürü Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü. Böylece tarihte iki Nobel Ödülü’ne sahip ilk insan oldu.

Ada Lovelace

İlk matematik programcısı olarak kabul edilen matematikçi Ada Lovelace (1815-1852)

İlk bilgisayar programcısı olarak nitelendirilen kişi bir kadındır. Kısacık ömrüne önemli çalışmalar sığdıran ve gelecek bilgisayar programcılarına ilham kaynağı olan en önemli kadın mucitler arasında görülen Ada Lovelace, günümüzde hayatımızın büyük çoğunluğunu ele geçiren bilgisayar programlarının temelinin atılmasına büyük katkı sağlamıştır.

Günümüzde bile  kadınların birçok alanda erkeklerle eşit olmak için mücadele verdiğini hepimiz biliyoruz. Ancak Ada Lovelace’ın yaşadığı dönemlerde kadınlar ne kadar eğitimli olurlarsa olsunlar bir aile objesi olarak görülmektelerdi. Ada Lovelace 1800’lerde gösterdiği azmi ve başarısı sayesinde sadece o döneme değil tarihe adını altın harflerle yazdırmayı başaran bir kadın olmuştur.

Amelia Earhart

Atlantik’te yalnız uçan ilk kadın olan Amelia Earhart (1897-1937)

Amelia Earhart Amerikalı bir havacı, yazar ve kadın hakları aktivistiydi. Atlantik üzerinden tek başına uçan ilk kadındı.  Amelia cesaret, zekâ ve kendine güvenin simgesi olmak için çabalıyordu. Yaptıklarının toplum üzerinde bırakacağı etkinin, kadınlar üzerindeki olumsuz klişelerin yıkılması ve kadınların daha fazla alanda yer bulmasına yol açmasını umuyordu.

Nisan 1928’de Earhart, Atlantik’i geçen ilk kadın olmak isteyip istemediğini soran beklenmedik bir telefon aldı. Earhart teklifi hemen kabul etti. Yardımcı pilot olarak listelendi ancak sonuçta uçmasına izin verilmedi. Yapılan görüşmeler ve zamanın havacılık camiasının ortak fikriyle bir kadının tek başına yapamayacağına inanılan bu uçuşa, Amelia yolcu olarak katılmak için seçildi. 20 Mayıs 1932 günü bu uçuş sonunda gerçekleşti. Zorlu hava şartlarına rağmen uçuşu 15 saatte tamamlayan Amelia, artık Atlantik Okyanusunu uçakla tek başına geçen ilk kadındı…

Wangari Maathai

Çevre aktivisti ve Nobel Barış Ödülü’nü kazanan ilk Afrikalı olan Wangari Maathai (1940-2011)

1940 yılında Kenya’da dünyaya gelen Wangari Maathai, Nobel Barış Ödülü’ne sahip Afrikalı ilk kadındır. Aynı zamanda Orta ve Doğu Afrika’da doktora ünvanına da sahip ilk kadın olan Maathai, daha öncesinde aktif olduğu Kenya Ulusal Kadın Konseyi’nin 1981-1987 yılları arasında başkanlığını yapmıştır.

Başkanlığı sırasında toplum kökenli ağaç dikimi düşüncesine yoğunlaşmış ve zaman içerisinde bu fikri geliştirerek daha geniş tabanlı bir fikir haline getirmiş. Bunun sonucu olarak da Kenya Ulusal Kadın Konseyi’nin himayesi altında Green Belt Movement yani Yeşil Kemer Hareketi’ni kurmuştur. 2004 yılında Maathai ”sürdürülebilir kalkınma, demokrasi ve barışa katkıları” sebebiyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüş ve bu ödül Green Belt Movement’ı dünya çapında bir topluluk yapmıştır.

Rosalind Franklin

DNA modelinin geliştirilmesini sağlayan İngiliz kimyager Rosalind Franklin (1920-1958)

Erkeklerin Gölgesinde Bırakılan Bir Kahraman!

Rosalind Franklin, hem fizik hem de kimya eğitimi almış bir İngiliz bilim insanı olarak bir süre için Paris’e yerleşip, kristallerin moleküler ve atomik yapısının incelenmesi amacıyla kullanılan “X” ışını kristalografisi üzerine uzmanlaşmıştı.
Hayatını bu konudaki araştırmalara adamaya karar vererek, dört yıl sonra tekrar ülkesine dönüp Londra King’s College’de çalışmaya başladı. Sessiz bir ortamda, tek başına çalışmayı seven bu mükemmeliyetçi kadın artık bir “X ışınları uzmanı” olarak görülüyordu ki bu teknoloji, mikro yapıların incelenebilmesini sağladığı için kısa sürede kendi alanında son derece değerli bir bilim kadınına dönüştü.

60’lı yılların başında Francis Crick, James Watson ve Maurice Wilkins üçlüsü, DNA’nın çift sarmallı yapısını ortaya çıkardılar ve 20. yüzyılın en büyük keşiflerinden olan çalışmalarıyla Nobel Ödülüne layık görüldüler. Ancak bu tabloya, çalışmaya çok önemli bir katkı sunan Rosalind Franklin dâhil edilmedi.

Margaret Thatcher

Margaret Thatcher veya “The Iron Lady”, İngiltere’nin ilk kadın Başbakanı (1925-2013)

Britanyalı siyasetçi Margaret Hilda Thatcher. Birleşik Krallık’ta en uzun süre başbakanlık yapan kişi ve ülkenin ilk kadın başbakanı. Yakın tarihte ülkeyi en çok etkileyen kişilerden biri oldu. Uyguladığı politikalar nedeniyle hem büyük destek gördü, hem de ciddi bir muhalefetle karşılaştı.

“Kadının yeri evidir,” savının yaygın şekilde kabul gördüğü savaş sonrası yıllarda, erkekler tarafından yönetilen dünyadan ayrıkotu gibi sıyrılıp erkeklere hükmeden kadın olmak… Buna çeşitli mesleklerden üç-beş isim daha sayabiliriz.

Fakat gözden düşmüş ülkesinin ilk ve tek kadın başbakanı olup, taviz vermez politikası, doğru bildiğinden şaşmaz tutumu ve sağlam duruşuyla dünya politikasının nabzını tam 11,5 yıl elinde tuttu. Ülkesini yeniden bir süper güç konumuna sokan, kendinden sonra gelen tüm liderleri ve politikaları etkileyecek büyük dönüşümleri eli maşalı teyze tavrıyla gerçekleştirdi.

Buna rağmen asla bir diktatör olmayan; Gorbaçov’u destekleyerek Sovyetler Birliği’nin yıkılmasında önemli rol oynayan, Reagan ve Baba Bush yönetimleri üzerindeki tartışmasız etkisi sayesinde Ortadoğu’da agresif bir batı politikası izlenmesini sağlayan bu bakkal kızı kimdir sorusunun cevabı elbette Margaret Thatcher!

Florence Nightingale

Florence Nightingale veya “Lambalı Kadın”, modern hemşireliğin kurucusu (1820-1910)

Florance Nightingale, 12 Mayıs 1820 tarihinde Floransa İtalya’da doğdu. Birçok dil bilen Nightingale babası tarafından yetiştirilmiş ve daha sonra Londra’da eğitimini tamamlayıp Londra King’s Kolejinden mezun olmuştur.

Döneminde hastaneler bakımsız, hasta bakıcılar ise kaba ve eğitimsiz olduğundan, ailesi bir hastanede çalışma isteğine karşı çıktı. Bunun üzerine Nightingale hastaneleri dolaşıp hastaları gözlemleyerek, hastanelerin nasıl düzene girebileceği hakkında deneyim kazandı. 1851 yılında ailesinin karşı gelmesine rağmen Almanyada’ki Kaiserwerth Hastanesine gitti ve orada detaylı bir eğitimden geçti. 1853 yılında Londra’ki hasta kadınların bakımı kurumuna yönetici olarak getirildi.

Aynı zamanda 1853- 1856 yıllarında olan Kırım Savaşında İngiliz ordusundaki yaralı askerlere bakmak üzere 1854 yılında otuz sekiz gönüllü hemşire ve rahibelerle İstanbul Selimiye’de Selimiye Kışlasına kurulan askeri hastaneye gönderildi. Savaşın zor koşullarında, gece gündüz demeden yaralılara baktığı için askerler ona ‘’Lambalı Kadın’’ adını verdiler.

Savaştan sonra 1860 yılında Londra’da St. Thomas Hospital’da kendi hemşirelik okulunu açtı. Bu adımla hemşirelik meslek olarak kabul edilmeye başlandı. Ayrıca 1961 yılında, Türkiye’de Şişli’de açılan ilk Yüksek Hemşirelik Okulu’na onun adı verildi. Böylece Dünya üzerinde ismini altın harflerle yazdıran ilk hemşire oldu.
İstanbul’da onun adına bir özel hastane mevcuttur.

Rahibe Teresa

Rahibe Teresa daha az şanslı olan bir Roma Katolik rahibesi (1910-1997)

Gerçek adıyla Agnes Gonca Boyacı 26 ağustos 1910 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Kosova Vilayeti’ne bağlı Üsküp şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası bir Ulah, annesi ise Prizrenli Katolik bir Arnavut’tu.

Agnes, 17 yaşında tanrı tarafından Katolik misyoner bir rahibe olarak görevlendirildiğine dair ilahi bir mesaj aldığını iddia etti. Bu dönemde İrlandalı bir örgüt olan Hindistan’daki misyonerlik çalışmalarıyla tanınan Loretta hemşireleri tarikatına katldı.

Bu dönemde ”Teresa” adını aldı. Hindistan’ın Kalküta şehrinde St. Mary’s lisesinde coğrafya ve temel hristiyanlık dersleri vermeye başladı. Daha sonra da Darjeeling’e gönderilr ve Darjeeling’ giderken ona ikinci ilahi mesaj geldiğini söyledi. Böylelikle 1948’de Vatikan, Teresa’nın Loretta Hemşireleri’nden ayrılmasına ve Kalküta Başrahipliği’nin denetiminde ilahi mesajın gereklerini yapmasına izin verdi.

1950’de, kilisenin de desteğiyle Kalküta Hayırsever Misyonerler Cemaati’ni kurar. Azınlık bir grup ile kurduğu bu cemaat, kısa süre içinde Dünyanın 450 noktasında İnsanlara yardım eden bir topluluk haline geldi. Teresa, Kalküta’dan Newyork’a her yerde sağlık evleri açtı.

Rahibe Teresa, yaptığı çalışmalarla pek çok ödüle layık görüldü. Bunlar arasında, Papa XXIII. John Barış Ödülü ve 1979 Nobel Barış Ödülü de bulunuyor. Ayrıca ABD’nin en önemli sivil ödülü olan Özgürlük Madalyası da bu ödüller arasında boy gösteriyor. Rahibe Teresa, bu ödülleri alırken de ziyafet verilmesini istemeyerek 6.000 dolarlık fonun yoksullara bağışlanmasını talep etti.

4 Eylül 2016’da Vatikan’ın Aziz Petrus Meydanı’nda düzenlenen tören ile Papa Franciscus tarafından azize mertebesine yükseltildi.

Prenses Diana

İngiliz kraliyet ailesi üyesi olan Prenses Diana (1961-1997)

Prens Charles ile evlendikten sonra sürekli göz önünde olan ve gazetelerin ilk sayfalarında yer alan Lady Diana, bir tek İngiltere halkının değil tüm dünyanın sevgisini kazanan kişidir. Daha düğününde ne kadar farklı bir Galler Prensesi olacağının sinyallerini veren Diana, utangaç tavırlarıyla ilk günden milyonlarca insanın sempatisini kazanmıştır.

Çok geçmeden mutlu mesut bir şekilde yaptığı evliliğin hayallerindeki gibi yürümeyeceğini anlamış, ne yaptıysa Prens Charles’ı aşkı Camilla’dan vazgeçirememiştir. Prens Charles ile 14 yıl resmi olarak evli kalan Lady Diana sonunda onu mutsuz eden evliliğini bitirmiş ve istediği hayatı yaşamaya başlamıştır. Ancak gülen mavi gözleri ve altın sarısı saçlarıyla milyonların kalbini fetheden yardımsever kadın, boşanmasından yalnızca 1 sene sonra muammalarla dolu bir trafik kazasında hayata veda etmiştir.

Güzel prenses hayata gözlerini yummuş ve arkasında büyük ihtimalle hiçbir zaman cevaplanamayacak pek çok soru işareti bırakmıştır. Ölümüyle milyonları ağlatan Diana, belki de tam istediği hayata kavuşmak üzereyken bir suikasta kurban gitmiştir. Fakat şu da bir gerçek ki o her şeye rağmen “Kalplerin Prensesi” olacak ve hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Mary Wollstonecraft

Kadınlar için eğitim ve özgürlüğü savunan feminist bir filozof olan Mary Wollstonecraft (1759-1797)

Yazar, kadın hakları savunucusu ve düşünür Mary Wollstonecraft 27 Nisan 1759’da Londra’da dünyaya gelir. Kız çocuklarının eğitim görüp çalışmasının bir hak olduğunu savunan ve eğitim alanındaki ataerkilliğe birebir tanık olan Mary, tüm bu düşüncelerini 1787’de yayımlanan ilk kitabı ‘Thoughts on the Education of Daughters’da (Kız Çocuklarının Eğitimi Üzerine Düşünceler) anlatır.

Mary’nin kaleme aldığı ve feminizme ilişkin yazılmış en önemli kitaplardan biri sayılan, ”Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” 1792’de yayınlanır. Mary bu kitabında, İnsan Hakları Bildirgesi’ni temel alır. Cinsiyet arası eşitliği savunan bu kitabı yazarak içinde bulunduğu topluma da başkaldırır ki, zaten kendisi daha gençliğe adım attığı yıllardan bu yana toplumsal normlara uymadığı için eleştirilerin odağında yer almıştır. Kadınların, erkek egemen düzen tarafından bilerek eğitimden uzak tutulduğunu ve engellendiğini belirten Mary, bu düşüncelerini kitabından şöyle ifade eder;

“Кadının ufkunu genişleterek güçlendirin, körü körüne itaat sona erecektir; ancak, iktidar her zaman körü körüne itaate ihtiyaç duyduğundandır ki zorbalar ve şehvet düşkünleri, haklı olarak karanlıkta tutmaya çalışırlar kadını. Çünkü bunlardan birincisinin tek istediği bir köledir, ikincisinin istediği ise elinde tutacağı bir oyuncak. Kadın eğitiminin özü, en iyilerini duygusal ve kararsız, diğerlerini ise içi boş ve değersiz yapmaya yöneliktir. Eğitime daha övgüye değer bir amaç yüklenirse, kadınların doğaya ve mantığa yaklaşmaları sağlanabilecek ve böylece onlar daha erdemli ve işe yarar hale gelerek, saygınlık kazanacaktır.“

Evet, Mary ısrarla kadınların eğitim alması gerektiğini vurgular. Bunun önemli sebeplerinden biri de kadınların eğitimsiz bırakılıp, bir erkekle evlendirilerek hayatını devam ettirmek zorunda bırakılmasıdır. Bu yolla kadın, yaşamını devam ettirmek için bir erkeğe mahkûm kılınır. Bu durumda da evlilik sevgi ve aşktan ziyade para için yapılır. Yani Mary için eğitim önemlidir. Çünkü bu, kadının bağımsızlığını kazanmasındaki en etkin yoldur.

Bağımsızlığa verdiği önemi de şöyle açıklar Mary;
“Bağımsızlığı hayatın en büyük nimetlerinden biri olarak görüyorum, her türlü erdemin temelinde bağımsızlık yatar ve bunu da ancak ne kadar kötü şartlarda, yoksulluk ve yoksunluk içinde bulunsam da, temel isteklerimi dayatarak sağlayabilirim.”

Mary muhakkak ki bu düşüncelere sahip ilk kadın değildir ancak bunları yüksek sesle dile getiren ilk kadın olur. Çevre baskısına rağmen yapar bunu ve savunduğu değerler doğrultusunda da yaşar. Yaşamı ve yazdığı birbirinin yansımasıdır da bir yandan. Ve Mary dünyadan ayrılışından yıllar sonra ‘dünyanın ilk feminist kadını’, ‘feminizmin annesi’ olarak tanımlanır.

Gözdenur Kılavuz

Tarihe damga vuran 10 etkili kadın

She and Girls Aralık 2020 Sayısı Gençlik Dergisi Girls Hediyesiyle Dergiliklerde