Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarih sahnesindeki başlangıcı

Mart ayı geldi üçüncü cemre toprağa düştü, bahar müjdelendi. Doğanın canlanışının ve kadın direnişinin ayı geldi. Kadın ve doğa birbirini tamamlayan yapboz parçaları gibidir. Kadınlar Günü tarihçesi

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

Anaerkil (matriarka) toplum düzeni içinde kadın, doğa ana ile her türlü ihtiyacını giderir. “Doğa ana” diye adlandırılmasının nedeni de işte tam olarak kadın gibi yaratılışa dair yapısal özelliklerinin olmasından kaynaklıdır.

Ataerkil toplum düzeniyle birlikte doğa kutsallığını kaybetmiş, sömürülmesi ve neticesinde yok olması normal bir kaynak haline getirilmiştir. Bu size ne anımsattı? “Kadını” değil mi?

“Dünya Emekçi Kadınlar Günü ”nün tarihinden bahsetmem gereken bu yazıda neden, kadın ve doğadan bahsetmeye başladım? Çünkü “Wikipedia” bilgisi vererek günün kadınlara “armağan!” ediliş tarihini vermek istemedim ki yazının sonuna doğru o bilgiye de erişeceğiz. Kadın mücadelesinin başlangıcı ataerkil düzenin başlangıcı ile aynı zamana denk gelmektedir.

İnsanlığın tarihsel gelişimi içinde kadının yeri incelendiğinde, on binlerce yıl kadının düzeni oluşturduğu anaerkil sistem içinde adaletli ve eşitlikçi bir toplum düzeni olduğu düşünülmektedir. Ataerkil düzende ilerlenen son beş bin yıldır ise kadınlar açısından yaşananlar ortadadır.

Aslında sadece kadın ve doğa tüketilen bir varlık olarak düşünülmemiştir. Köleci sistem içerisinde güçlü olan güçsüz olan bütün varlıkları tüketmeye odaklanmıştır. Anaerkil sistemden ataerkil yapıya geçiş sürecinin başlangıcı tabii ki özel mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıyla başlayan koruma ve korunma ihtiyacı iledir. Güce dayanan işlerin ortaya çıkmasıyla durum fiziksel güce dayalı bir süreci ortaya çıkarmıştır.

Anaerkil ve ataerkil toplum yapılarının değişmesi, doğayı her türlü kullanma sömürüsüne de dayanan bir yayılmacılığın hızlanmasıyla boyut kazanmış, tarihsel olduğu kadar ve sosyolojik bir durumdur da.

Ataerkil düşüncelerin yarattığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik başkaldırılar ise tarih boyunca var olsa da ezilen kadınların ilk başkaldırı eserlerinden biri “Christine de Pizan (1405), The Book of The City of Ladies” Ortaçağda kendini gösterse de etkin bir direniş 17-18. yüzyıllarda ortaya çıkmaktadır.

1800’lü yılların sonunda kadın hareketleri hem işçi sınıfı gem de orta sınıf kökenli kadınların eylemleri haline gelmiştir. 1789 Fransız Devrimi sırasında kadınlar da kendi hakları için çalışmışlardır. 1848’de yapılan bu toplantı sonrasında “Declaration of Sentiments” yayınlanmıştır.

Kadın ve erkeklerin eşit yaratıldığına vurgu yapan bildirinin önemli noktalarından birisi kadınların bir araya gelerek ortak bir idea etrafında toplanmaları olmuştur.

Kadınlar yayınladıkları bildiride doğal haklarından bahsetmişler ve doğal haklarına karşı olan yönetime rıza göstermeyeceklerini açıkça belirtmişlerdir. Ayrıca bildiride, oy hakkı ve çalışma haklarından bahsederken eşit ücret taleplerini de dile getirmişlerdir.

19. Yüzyılda da en basit hak istekleri dahi kabul görmeyen kadınlar örgütsel yapılanmaya gitmişlerdir. Dünya ile farklı bir seyir gösterse de Osmanlı döneminde kadınlar haklarını aramak ve savunmak adına hem görünürde hem de perde arkasında mücadele vermişlerdir. 1872- 1907 yılları arasında Osmanlı kadınının örgütlenmesi ile de siyasal ve sosyal hayata müdahaleler de bulunmaktadır.

20. Yüzyıl başlarında Amerika’da Suzan Anthony ve Cady Standon önderliğinde Ulusal Kadınlar Derneği kurulmuştur. Kadınların toplumsal hareket içerisindeki yeri Avrupa’nın hatta dünyanın birçok yerinde de kendini göstermiştir.

Kadınların çalışma haklarından, siyasal haklarına, evlilikten, cinsel hayat özgürlüğüne, boşanma hakkından mal edinmeye kadar Amerika’da feminist kadınlar Betty Friedan öncülüğünde 1966’da Ulusal Kadın Örgütü’nü (National Organization for Women /NOW) kurdular.

NOW özellikle çocuk sahibi olan ve evli kadınları bir araya getirerek sorunlarına cevap bulmaya çalışmıştır. 1967 yılında bekar ve genç kadınlardan oluşan grup NOW’dan ayrılmış “Women’s Liberation Movement”ı kurmuştur.

Kadın hareketleri 20. yüzyılın sonuna gelindiğinde farklı sivil ve siyasi hakların yanında kadının cinselliği ve kürtaj hakkı, toplumun kadın mitini nasıl yarattığı gibi konularla ve kadının özne olarak toplumda yer alması gerektiğine yapılan vurgularla ve ücretsiz ev içi emekçiliği sorununun tartışılması ile şekillenmiş, mücadelesini bu doğrultuda devam ettirmiştir.

20. Yüzyıl Türkiye’sinde 1935 yılında oy hakkını elde eden kadınların diğer hakları konusunda sokak eylemlerine başlamaları 1980’li yılları bulmuştur. 1987 yılına gelindiğinde 8 Mart kutlamaları da başlamıştır.

Kadınların eşitlik, hak, adalet ve düzen arayışları yüzyıllardır devam etmektedir. 21. yüzyıla (uzay çağına) gelmiş olmamıza rağmen hala “kadın sorunları”, “yaşayan canlıları koruma”, “eşitlik” kısacası her türlü canlı için adalet arayışımız son bulmamıştır.

“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde dahi kadınlara toplumsal rol olarak “annelik ve aile düzenini sağlama” misyonu her türlü medya yayını aracılığıyla yüklenmeye devam etmektedir. Kadın başkaldırılarının yankı bulduğunu gösteren günün tarihçesi nedir acaba? Artık tarihçemize başlayabiliriz!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar.

Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verir.

26- 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirir. Bu öneri oybirliğiyle kabul edilir. İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu.

Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekânlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

Kadınlara yapılan bunca zulmün kökenini yaratılış mitine dayandırmak da mümkündür. Kadın olan Havva doğanın bir parçası olan ağaçtan meyve koparması için erkek olan Âdem’i ikna etmiştir. İyi ve kötünün bilgisi ağacından koparılan bu elma ile cennetten kovulan erkek kişisi kadını suçlamaya devam etmektedir.

Cennette ekmek elden, su gölden yaşamak varken dünyaya sürülmüş ve çalışmak zorunda kalmıştır. Kayıp cenneti ararken de yasak elmayı yedirene de dünyayı cehenneme çevirerek toplum nezdinde “ötekileştirme” çabası içerisinde olmuştur.

Adaletsizlik ve kötü muamele karşısında sessiz kalmaya zorlanan kadınların, farklı düşünce yapısıyla yönetilen bir sistemde “pasif direniş” göstermeleri mümkün değildir. Suskunluk her zaman huzurun ifadesi değildir.

Kadınların suskunluğuna bakarak var olan hayatı her zamanki haliyle onayladığı düşünülmemelidir. Zarar görmemek için kullanılan bu savunma mekanizmasının yıkılma zamanı çoktan gelmiş hatta geçmektedir.

Son sesimizle “Ben Kadınım ve Buradayım!” diye bağırmalıyız. “Ben varım!”. Beni yalnızca “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bir tebrik mesajı aracılığıyla hatırlamayın. Ben çalışan, üreten, bakan, yetiştiren, emek verdikçe güçlenenim…

Ben doğduğum andan itibaren “KADINIM”. Ben bu yaşamın nesnesi değil “ÖZNESİYİM”. Bana yakıştırdığın ve yapıştırdığın bütün sıfatların dışındayım ve hayatın tam içerisinde her yerde “VARIM”. “Ben kadınım!”. Bana kadın demekten çekinme. Kadın olarak doğdum, kadın olarak kalacak, kadın olarak öleceğim…

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’müz kutlu olsun.

Kaynakça: 1. İletişim Çalışmaları Dergisi Sayı 1 Bahar 2012, s.111-132
2. Wikipedia
3. Journal of Humanities and Tourism Research 2020, 10 (3): 690-709

Sıdıka Sarpen

Kadınlar Günü tarihçesi

She and Girls Mart 2021 Sayısı Gençlik Dergisi Girls Hediyesiyle Dergiliklerde