Yeteneğe Göre Değil, İhtiyaca Göre İngilizce Eğitimi

Klasik İngilizce eğitiminde herkese aynı programın sunulmasının verimliliği sınırladığını fark eden İngilizce öğretmeni Sevil Tümkaya, bu yaklaşımı değiştirerek daha hedef odaklı bir sistem geliştirdi. Testpath Academy’de eğitim; writing ve speaking gibi beceri bazlı modüllere ayrılıyor, öğrenciler ihtiyaç duydukları alana ya da girecekleri sınava odaklanarak ilerliyor. Bu yaklaşım, klasik eğitim anlayışına alternatif güçlü bir model sunuyor. Tanımanızı öneririz. Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

“Bilgi tek başına yeterli değil. Disiplin de tek başına doğru sonuca götürmeyebilir, çünkü yanlış şeyi disiplinle çalışmak sadece zaman kaybettirir. Bu yüzden yüksek skor alan öğrenciler genelde en çok çalışanlar değil, neye çalışması gerektiğini bilenlerdir.”

“Biz klasik bir kurs değiliz, bir yönlendirme sistemi kuruyoruz.”

Röportaj: Banu Çelik

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni Testpath Academy She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? İngilizce öğretmenliğinden akademik sınav eğitmenliğine uzanan yolculuğunuzda sizi dönüştüren en kritik kırılma anı neydi?
İngilizce öğretmeni olarak başladım ve genel İngilizceyi hiçbir zaman bırakmadım. Ancak zamanla, en çok etki yarattığım ve en fazla keyif aldığım alanın akademik sınavlar olduğunu fark ettim. Benim için asıl kırılma noktası, benzer seviyedeki öğrencilerin sınavda çok farklı sonuçlar aldığını görmekti. Bu farkın sadece dil bilgisiyle açıklanamayacağını o an net bir şekilde anladım. O günden sonra akademik sınavlara bakışım değişti. Bu süreci bir dil öğrenme meselesinden çok, doğru bilgiyi doğru yerde kullanma becerisi olarak görmeye başladım. Bugün yaptığım şey, öğrencinin İngilizcesini artırmaktan çok, var olan potansiyelini en doğru şekilde ortaya çıkarmasını sağlamak.

Testpath Academy’yi kurarken yola nasıl bir vizyonla çıktınız? Bugün geldiğiniz noktada bu vizyon ne kadar evrildi?
Testpath Academy’yi kurarken çıkış noktam oldukça netti: Her öğrenciye aynı programı sunan klasik kurs modelinin verimsiz olduğunu düşünüyordum. Çünkü her öğrencinin ihtiyacı farklı, ama sistem herkese aynı şeyi veriyor. Bu yüzden modüler bir yapı kurguladım. Öğrenci writing’de zorlanıyorsa sadece writing çalışmalı, speaking’de problem yaşıyorsa sadece oraya odaklanmalı. Gereksiz yükleri kaldırmadan, doğrudan ihtiyaca odaklanan bir sistem. Bugün geldiğimiz noktada vizyon aslında değişmedi, ama daha da netleşti: Biz bir kurs değiliz, bir yönlendirme sistemi kuruyoruz. Çünkü süreç bize şunu tekrar tekrar gösterdi: Öğrenciler daha fazla çalıştıkları için değil, doğru yere odaklandıkları için ilerliyorlar.

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni Testpath Academy She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

IELTS ve TOEFL gibi sınavlar sizce gerçekten ‘akademik yeterliliği’ mi ölçüyor, yoksa iyi bir sınav stratejisini mi ödüllendiriyor?
Bu sınavlar teoride akademik yeterliliği ölçmeyi hedefler, ancak pratikte ciddi bir strateji boyutu vardır. Çünkü ölçülen şey sadece dil bilgisi değil; o bilgiyi belirli bir format içinde, belirli bir süre baskısı altında ne kadar doğru kullanabildiğinizdir.

Bunu en net şu örnekle görebiliriz:
Aynı seviyede İngilizceye sahip iki öğrenciyi düşünelim. Biri soruya doğrudan, net ve yapılandırılmış bir cevap verirken; diğeri aynı fikri daha dağınık ve kontrolsüz ifade ediyor. Dil seviyeleri benzer olmasına rağmen aldıkları skor ciddi şekilde farklı oluyor.

Writing bölümünde bu çok açık görülür.
Örneğin bir öğrenci şu şekilde yazabiliyor: “Technology is good because it helps people.”

Bir diğeri ise aynı fikri şu şekilde ifade ediyor:
“Technology plays a crucial role in improving people’s quality of life by enhancing efficiency and accessibility.” İki cümle de aynı fikri anlatıyor ama biri sınavın beklentisine çok daha uygun.

Aynı durum speaking için de geçerli.
Bazı öğrenciler çok iyi İngilizce biliyor ama soruya direkt cevap vermek yerine konu etrafında dolaşıyor. Oysa sınav, sadece doğru konuşmayı değil, doğru şekilde cevap vermeyi ödüllendiriyor.

Bu yüzden ben bu sınavları şu şekilde tanımlıyorum:
Bunlar sadece dil bilginizi ölçmez; o dili ne kadar stratejik ve kontrollü kullandığınızı ölçer.

Ve çoğu öğrencinin fark etmediği nokta şu:
Skoru artıran şey her zaman daha fazla kelime bilmek değil, bildiğini doğru formatta kullanabilmektir.

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni Testpath Academy She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Akademik sınavlarda yüksek skor elde eden öğrencilerle diğerleri arasındaki temel fark sizce bilgi mi, disiplin mi yoksa doğru yönlendirme mi?
Üçü de önemli ama en belirleyici olan doğru yönlendirme. Bilgi tek başına yeterli değil. Disiplin de tek başına doğru sonuca götürmeyebilir, çünkü yanlış şeyi disiplinle çalışmak sadece zaman kaybettirir. Bu yüzden yüksek skor alan öğrenciler genelde en çok çalışanlar değil, neye çalışması gerektiğini bilenlerdir. Ben öğrencilerle çalışırken süreci önce netleştirmeyle başlatıyorum. İlk olarak öğrencinin mevcut seviyesini ve en çok puan kaybettiği alanı analiz ediyorum. Çünkü herkesin eksiği farklı ve herkese aynı planı vermek süreci uzatıyor. Daha sonra odağı daraltıyorum. Örneğin bir öğrenci writing’de problem yaşıyorsa, genel İngilizceyi genişletmek yerine doğrudan writing üzerinden ilerliyoruz. Hangi task’ta zorlanıyor, problem fikir üretme mi, yapı mı, yoksa dil kullanımı mı—bunu ayrıştırıyoruz. Aynı şekilde speaking’de de öğrencinin problemi “kelime bilmeme” değil, çoğu zaman cevabı yapılandıramama oluyor. Bu noktada öğrenciye sadece ifade öğretmek yerine, nasıl düşünmesi gerektiğini gösteriyorum. Benim yaklaşımımda amaç öğrenciyi daha fazla çalıştırmak değil, onu doğru noktaya odaklamak. Çünkü doğru yönlendirme olduğunda, öğrenci daha az çalışarak bile çok daha hızlı ilerleyebiliyor.

Özellikle writing ve speaking bölümlerinde adayların sıkça yaşadığı “ifade edememe” problemi sizce dil eksikliğinden mi yoksa düşünceyi organize edememekten mi kaynaklanıyor?
Bu problem çoğu zaman dil eksikliğinden değil, düşünceyi organize edememekten kaynaklanıyor. Öğrenciler aslında ne söylemek istediklerini biliyorlar ama bunu nasıl yapılandıracaklarını bilmedikleri için kendilerini ifade edemiyormuş gibi hissediyorlar. Bu da zamanla “İngilizcem yetmiyor” algısını oluşturuyor. Örneğin writing’de aynı fikri biri dağınık ve basit şekilde ifade ederken, diğeri daha net ve yapılandırılmış bir şekilde aktarabiliyor. Fark çoğu zaman kelime bilgisi değil, fikri nasıl geliştirdiğini bilmek. Aynı durum speaking için de geçerli. Doğru yapı verildiğinde, öğrencinin akıcılığı çok kısa sürede değişebiliyor. Bu yüzden writing ve speaking bölümleri, büyük ölçüde bir dil testinden ziyade düşünceyi organize etme ve kontrollü ifade etme becerisini ölçüyor.

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni Testpath Academy She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Sınav sürecinde motivasyon kaybı yaşayan bir öğrenciyi yeniden oyuna dahil etmek için sizin uyguladığınız en etkili yöntem nedir?
Motivasyon bu sürecin önemli bir parçası, ancak tek başına sürdürülebilir değil. Bu yüzden ben motivasyonu artırmaya çalışmaktan çok, öğrencinin odağını netleştirmeye odaklanıyorum. Çünkü birçok öğrenci motivasyonunu kaybettiğini düşünürken aslında neye çalışması gerektiğini net olarak bilmiyor. Bu belirsizlik de zamanla süreci zorlaştırıyor. Benim yaklaşımım şu oluyor; öğrenciyle birlikte durumu analiz edip, o an en çok fayda sağlayacak noktayı belirlemek. Yani “daha çok çalış” demek yerine, “şu an en doğru odak noktası ne?” sorusunun cevabını bulmak. Bu netlik sağlandığında, motivasyon genelde kendiliğinden geri geliyor. Çünkü öğrenci artık ne yaptığını ve neden yaptığını biliyor.

Türkiye’de İngilizce eğitimi uzun yıllardır tartışılıyor. Sizce sistemsel olarak en büyük problem nerede başlıyor?
Bence problem tek bir noktadan değil, birkaç temel eksenin birleşiminden başlıyor. İlk olarak, öğrenme sürecinde doğru tekniklerin yeterince öğretilmemesi. Öğrencilere çoğunlukla “ne” çalışmaları gerektiği söyleniyor ama “nasıl” çalışmaları gerektiği gösterilmiyor. Bu da süreci verimsiz hale getiriyor. İkinci olarak, ezber odaklı yaklaşım hâlâ çok baskın. Öğrenciler kelime listeleri, kalıplar ya da gramer kuralları öğreniyor ama bunları gerçek bir iletişim ya da üretim sürecinde kullanmayı öğrenemiyor. Bu yüzden yıllarca İngilizce çalışıp hâlâ konuşamayan ya da yazamayan çok fazla öğrenci var.

Bir diğer önemli problem ise ölçme ve geri bildirim eksikliği. Öğrenci nerede hata yaptığını ve nasıl gelişmesi gerektiğini net olarak göremediği için aynı hataları tekrar etmeye devam ediyor. Sonuç olarak sistem, dili bir beceri olarak geliştirmekten çok bir ders olarak öğretmeye odaklanıyor. Oysa dil, ancak doğru tekniklerle ve aktif kullanım üzerinden gelişir.

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni Testpath Academy She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

İyi bir İngilizce öğretmeni olmak ile öğrencinin hayatında gerçek bir fark yaratmak arasında nasıl bir fark var?
İyi bir öğretmen bilgiyi doğru ve anlaşılır şekilde aktarır. Ama gerçek fark yaratan öğretmen, öğrencinin yönünü değiştirir. Çünkü mesele sadece bir konuyu anlatmak değil; öğrencinin kendine olan bakışını da dönüştürebilmektir. Birçok öğrenci İngilizceyle değil, aslında kendi yetersizlik hissiyle mücadele ediyor. Bazen bir öğrencinin doğru bir cümle kurması, sadece dilsel bir gelişim değil; “ben yapabiliyorum” duygusunu ilk kez hissettiği an oluyor. Benim için gerçek fark tam olarak burada başlıyor. Öğrencinin sadece skorunu değil, özgüvenini de değiştirebildiğiniz noktada. Çünkü doğru yönlendirme sadece sınav sonucunu değil, öğrencinin kendine çizdiği sınırları da değiştirebilir. Ve çoğu zaman, o sınır değiştiğinde sadece İngilizce değil, öğrencinin tüm hayatı farklı bir yöne eviriliyor.

Yapay zeka ve dijital öğrenme araçlarının yükselişiyle birlikte, klasik dil öğrenme yöntemleri sizce geçerliliğini yitiriyor mu yoksa dönüşerek devam mı ediyor?
Bence klasik yöntemler geçerliliğini yitirmiyor, ama ciddi bir dönüşümden geçiyor. Eskiden bilgiye ulaşmak zordu; bugün ise tam tersi bir problem var—bilgiye fazlasıyla kolay ulaşıyoruz. Öğrenciler istedikleri konuya saniyeler içinde erişebiliyor, örnekler görebiliyor, hatta yapay zeka üzerinden anlık geri bildirim alabiliyor. Bu durum öğrenme sürecini hızlandırıyor ama aynı zamanda yeni bir risk de oluşturuyor; yönsüzlük. Çünkü çok fazla seçenek, doğru olanı seçmeyi zorlaştırabiliyor. Yapay zeka özellikle writing ve speaking pratiğinde çok güçlü bir destek sunuyor. Öğrenci anında alternatif ifadeler görebiliyor, hatalarını fark edebiliyor ve tekrar tekrar pratik yapabiliyor. Bu, geçmişe kıyasla büyük bir avantaj. Ancak burada kritik bir ayrım var: Yapay zeka içerik üretir, seçenek sunar ve süreci hızlandırır. Ama hangi bilginin ne zaman ve nasıl kullanılacağını belirlemek hâlâ bir yönlendirme meselesidir. Ben bu süreci şu şekilde görüyorum: Teknoloji öğrenmeyi kolaylaştırıyor, ama öğrenmenin kalitesini hâlâ öğrencinin yaklaşımı ve aldığı yönlendirme belirliyor. Bu yüzden klasik yöntemler tamamen ortadan kalkmıyor; daha seçici, daha stratejik ve teknolojiyle bütünleşmiş bir şekilde devam ediyor.

Yurt dışı hedefi olan ve akademik sınavlara hazırlanan bir adayın, rakiplerinden ayrışabilmesi için mutlaka yapması gereken “oyun değiştirici” hamle sizce nedir?
Bence ilk ve en kritik adım, hedefi netleştirmek. Çoğu öğrenci “yüksek skor almak istiyorum” gibi genel bir hedefle başlıyor. Oysa gerçek ilerleme, hedef somutlaştığında başlar. Hangi ülke, hangi okul, hangi bölüm ve hangi skor gerektiği netleştiğinde, süreç de anlam kazanır.

Hedef net olmadığında çalışma da dağınık olur. Öğrenci her şeyi yapmaya çalışır ama aslında hiçbir şeyi derinleştiremez. Gerçek fark yaratan öğrenciler ise önce nereye gitmek istediklerini netleştirir, sonra o hedefe en kısa yoldan ulaşacak stratejiyi kurar. Bu noktada en büyük hata, süreci sadece “çok çalışmak” olarak görmek. Oysa önemli olan, doğru sırayla ve doğru önceliklerle ilerlemek. Benim gözlemim şu: Yüksek skor alan öğrenciler her şeyi yapanlar değil, neye odaklanması gerektiğini bilenlerdir. Ve çoğu zaman asıl sıçrama, daha fazla çalışmaya başladıklarında değil, hedeflerini netleştirip doğru yolu seçtiklerinde gerçekleşir.

Instagram: @testpath.academy

She and Girls İlkbahar 2026 Sayısı Çıktı! İlkbahar 2026 Sayımızı ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!

Sevil Tümkaya İngilizce Eğitmeni

She and Girls İlkbahar Sayısı 2026 Sayısında Neler Var?

Azra Betül Erdoğdu: Markaların Görünmeyen İzleri

Filiz Çetinkaya: Gayrimenkulde Başarının Sırları

Meltem Ceylan: Meltem Ceylan ile Alan Açmanın Sanatı

Buse Gül Aytunç: Panik Yok Anneciğim Ben Geldim!

Ceyda Atılgan: Hareket ve Ritmin Merkezi CEYDANCE

Ceylan Damla Kocamanlar: RE-PROGRAMMING ile Kendini Bilmek

Hüma Özlü: “Gerçek Adımlarla İlerleyin”

İzel İrem Gürgan: “İlham Veren Hedeflerinizi Bulun”

Miami’de Güvenli Doğum Danışmanı ŞEBNEM SARAÇOĞLU

Şeyda Yılmaz: Kariyerde Çoklu Dilin Önemi

Yasemin Tüylü: “Nefesin Değişirse Kaderin Değişir”

Derya Demir: “Bedeninizin ve Ruhunuzun Sesini Açın”

Metanet Dalgül: Dilin Ötesinde Bir Sistem Kurmak

Selen Muratoğlu: “İçsel Gücünüzü Yeniden Keşfedin”