Otizm Bir Hastalık Değildir

Otizm ’in bir hastalık olmadığını, beynin ve bedenin dünyayı farklı bir şekilde algılayıp işlemesi olduğunu vurgulayan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı Yeliz Yadsan, görevimizin çocuğu kırmadan, sürekli zorlamadan bu farklılığa uygun yollar ve çözümler bulmak olduğunu vurguluyor.

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

Sonrasında çocuğun ihtiyacına göre dil, iletişim, tuvalet ve temel gelişim becerilerini desteklemek gerektiğini önemle ifade eden Yeliz Yadsan, buradaki amacın çocuğun otizmine rağmen değil, otizmiyle birlikte ulaşabileceği en iyi seviyeye gelmesi olduğunu belirtiyor.

“Otizm dünyanın her yerinde anlaşılması zor bir alan. En büyük fark, otizmin bir hastalık değil, doğuştan gelen farklı bir gelişim biçimi olduğunun kabul edilmesi.”

“Ebeveynlere çocuklarının ihtiyaçlarına göre programlar hazırlıyor, bu programları nasıl uygulayabileceklerini öğretiyorum.”

“Uzmanların dürüst olması, ailelere gerçek dışı umutlar vermemesi, eğitime değer vermesi ve önce çocuğu görmesi çok önemli.”

“Önce çocukla aynı frekansta buluşun; sonra öğretmeye başlayın.”

Röportaj: Banu Çelik

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ekim 2026

Sizi biraz yakından tanıyabilir miyiz? Yeliz Yadsan kimdir; otizm alanındaki yolculuğunuz ve ailelerle çalışma süreciniz nasıl başladı?
Özel eğitim uzmanı ve aile danışmanıyım. Adana doğumluyum. Yirmili yaşlarımda ailemle birlikte İngiltere’ye taşındım; kolej ve üniversite eğitimime burada devam ettim. 2005 yılında University of Westminster’da psikoloji eğitiminin son yılında, iş deneyimi için otizm alanını seçtim. Kısa süreli başlayan bu deneyim zamanla hayatımın yönünü değiştirdi. Üniversitenin ardından St Mary’s University’de Sağlık ve Sosyal Bakım öğretmenliği eğitimi aldım. Yıllar içinde özel eğitim ve otizm alanında çalışmaya devam ettim. 2022’de yüksek lisansımı tamamladım; özellikle aile sistemleri, yas, dayanıklılık, bağlanma, mindfulness, CBT, çocuk ve ergen ruh sağlığı ile erken gelişim konuları üzerinde çalıştım. Böylece yıllardır sahada edindiğim deneyim akademik eğitimle de pekişmiş oldu. Bugün yalnızca çocuklarla değil, ailelerle de çalışıyorum; ebeveynlere çocuklarının ihtiyaçlarına göre programlar hazırlıyor, bu programları nasıl uygulayabileceklerini de öğretiyorum. Kısacası ben, otizme gönül vermiş bir özel eğitim uzmanı ve aile danışmanıyım.

Türkiye ve İngiltere’de 20 yılı aşkın süredir bu alanda çalışıyorsunuz. İki ülkedeki otizme yaklaşımı, ailelerin bilinç düzeyini ve destek sistemlerini karşılaştırdığınızda en belirgin farklar sizce neler?
Aslında otizm dünyanın her yerinde anlaşılması zor bir alan. En büyük fark, otizmin bir hastalık değil, doğuştan gelen farklı bir gelişim biçimi olduğunun kabul edilmesi. İngiltere’de bu farkındalık daha güçlü; Türkiye’de ise hâlâ hastalık ya da eksiklik olarak görülme eğilimi var. Fark sadece farkındalıkta değil, eğitim ve destek sistemlerinde de görülüyor. Türkiye’de güzel gelişmeler var ama her ilde yeterli sayıda donanımlı eğitimciye ulaşmak hâlâ zor. İngiltere’de de tanı ve okul bulma sorunları yaşanıyor; ancak birçok okulda otizme yönelik destek ve özel üniteler bulunuyor. Önyargıyla karşılaşmak ya da eksik görülmek her ülkede yaşanabilir; ancak burada çoğu aile utanç veya suçluluk duygusuna kapılmadan çocuklarının hakkını arıyor, soru soruyor ve daha dik duruyor.

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ekim 2026

Otizm konusunda ailelerin özellikle ilk tanı döneminde en çok zorlandığı noktalar neler oluyor? Bu süreçte anne ve babaların öncelikle neyi doğru anlaması gerektiğini düşünüyorsunuz?
İlk tanı döneminde ailelerin en çok yaşadığı şey korku ve endişe. “Bu bir hastalık mı, biz mi bir şey yaptık, bizi ne bekliyor?” gibi sorular çok doğal. Bir yandan bunları düşünürken, bir yandan da yeni davranışlarla ve günlük zorluklarla baş etmeye çalışıyorlar. Evde oluşan kaos ve karmaşa bazen doğru desteği uygulayacak enerjiyi bile bırakmıyor. Bu yüzden önce otizmi doğru anlamak, sonra çocuğun ihtiyacına göre adım adım ilerlemek çok önemli. Otizm bir hastalık değil, beynin ve bedenin dünyayı farklı bir şekilde algılayıp işlemesidir. Bizim görevimiz de çocuğu kırmadan, sürekli zorlamadan bu farklılığa uygun yollar ve çözümler bulmak. Sonrasında çocuğun ihtiyacına göre dil, iletişim, tuvalet ve temel gelişim becerilerini desteklemek gerekiyor. Amaç, çocuğun otizmine rağmen değil, otizmiyle birlikte ulaşabileceği en iyi seviyeye gelmesi.

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ekim 2026

Sosyal medyada otizm, dil gelişimi ve farklı eğitim yaklaşımları üzerine bilgilendirici içerikler paylaşıyorsunuz. Otizmle ilgili toplumda hâlâ doğru sanılan en yaygın yanlış bilgi sizce nedir?

İzin verirseniz burada üç noktaya değinmek isterim:

-“Yeterince eğitim, ilaç, kök hücre ya da başka bir yöntem uygularsak otizm tamamen ortadan kalkar” düşüncesi. Otizm bir hastalık değildir; amaç çocuğu “otizmden kurtarmak” değil, ihtiyaçlarını anlayıp gelişimini ve yaşam kalitesini desteklemektir. Elbette bazı otizmli bireylerde uyku sorunları, yoğun kaygı, depresyon, obsesif belirtiler ya da başka tıbbi ve psikiyatrik durumlar için ilaç gerekebilir. Ancak burada önemli ayrım şudur: Verilen ilaç otizmi tedavi etmek için değil, eşlik eden başka bir durumu yönetmek içindir. Ailelerin “Bu ilaç otizme iyi gelir mi?” yerine, “Bu ilaç hangi belirti ya da eşlik eden durum için veriliyor?” diye sorması çok daha doğru olur.
-Aşıların otizme neden olduğu düşüncesi. Bu konu yıllardır tartışılsa da bilimsel araştırmalar aşılarla otizm arasında nedensel bir ilişki göstermiyor.
-“Hafif” ya da “ağır” gibi ifadelerin kişinin bütün ihtiyaçlarını anlattığını düşünmek. Otizm tek tip değildir. Konuşabilen bir birey çok ciddi duyusal ya da günlük yaşam zorlukları yaşayabilir; konuşamayan bir bireyin de düşündüğümüzden çok daha güçlü becerileri olabilir. Bu yüzden etikete değil, bireyin hangi alanda ne kadar desteğe ihtiyaç duyduğuna bakmak gerekir.

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ekim 2026

Her çocuk kendine özgü bir gelişim sürecine sahip. Otizmli bir çocuk için eğitim ve destek programı oluşturulurken sizce mutlaka bireyselleştirilmesi gereken temel noktalar nelerdir?
Bence en önemli nokta iletişim. Otizmin temel zorluklarından biri sadece konuşmak değil, iletişim alışverişini anlamak ve kurmak. Çocuğa önce, iletişim kurduğunda hayatının kolaylaşacağını göstermek gerekir. İkinci önemli nokta ise eğitime çocuğun bulunduğu yerden başlamaktır. Önce günlük yaşam becerilerine bakmak gerekir; giyinme, hijyen, yiyip içebilme, nesneleri kavrama, şişe ve kapakları açıp kapama gibi. Bunun yanında ince ve kaba motor beceriler, denge, koordinasyon, el-göz uyumu, neden-sonuç ilişkisi ve problem çözme becerileri de değerlendirilmelidir. Çünkü bu temel gelişim basamaklarında eksikler varsa, doğrudan akademik becerilere geçmek çocuğu zorlayabilir. Yazı yazmadan önce el becerileri, okuma-yazmadan önce de öğrenmenin temel yapı taşları gelişmelidir. Program hazırlarken önce şunu sorarım: “Bu çocuğun şu anda en çok neye ihtiyacı var?” Elbette program hazırlar, hedefler belirlerim; ama otizmde ders her zaman planlandığı gibi ilerlemeyebilir. Duyusal ihtiyaçlar, tekrarlayıcı davranışlar, dikkat, ruh hali ya da çocuğun o an başka bir şeye ihtiyaç duyması süreci değiştirebilir. Bu yüzden eğitim biraz müziğe girmek gibidir; sanki bir şarkının ortasından girip ritmi ve melodiyi tutturmaya çalışırsınız. Çocuğun dünyasına girmeyi, o anki duygusunu, ruh halini ve ihtiyacını anlamayı öğrenmeliyiz. Aynı frekansta buluştuğumuzda çocuğu daha iyi anlarız ve diretmek yerine anlamlı öğretim başlar. Eğer çocuk o an hazır değilse, önce iletişim kurar, nedenini anlamaya çalışırız. Bu da aslında öğrenmenin kendisidir; çünkü çocuk zamanla en önemli becerilerden birini, kendi ihtiyacını anlatabilmeyi öğrenir. Özellikle yeni eğitimcilere hep şunu söylerim: Önce çocukla aynı frekansta buluşun; sonra öğretmeye başlayın.

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı ve Aile Danışmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ekim 2026

Aile eğitimi, çocukla yapılan bireysel çalışmalar kadar önemli bir alan. Bir ailenin günlük yaşamındaki yaklaşımını değiştirmesi, çocuğun gelişiminde nasıl bir fark yaratabiliyor?
Ailenin yaklaşımı çok şeyi değiştirir. Çocuğu eksik ya da yetersiz görmek yerine olduğu haliyle kabul etmeye karar verildiği anda değişim başlar. Bu, her şeyi bir anda kabul etmek değil; kıyaslardan, “keşke” lerden ve sürekli geleceği düşünmekten uzaklaşıp bugüne odaklanabilmektir. Aile daha olgun ve geniş bir bakışla sürece yaklaşabildiğinde, eğitim de daha sabırlı ve daha doğru ilerler. Bence çocuğa verilebilecek en büyük hediyelerden biri, umudu kaybetmeden ama hayale de kapılmadan, kararlılıkla bugünün ihtiyaçlarına odaklanmaktır. Aile eğitimi, çocuğun eğitimi kadar önemli. Çünkü bilmek güçtür. Aile doğru bilgiye sahip olduğunda, kimse ona kolayca yanlış umut satamaz ya da yönünü şaşırtamaz. Bugün internet ve yapay zekâ sayesinde bilgiye ulaşmak daha kolay; önemli olan doğru kaynağı seçebilmek. Bilgili bir aile, aldığı desteği de daha iyi değerlendirir; kimin samimi, kimin gerçekten faydalı olduğunu daha kolay ayırt eder. Otizm uzun ve zorlayıcı bir yolculuk olabilir; bu yüzden ailelere en büyük tavsiyem, doğru kaynaklardan bilgilenmeleri ve iyi, merhametli insanlarla yol yürümeleridir.

Yazarlık da mesleki yolculuğunuzun önemli bir parçası. Kitaplarınızı kaleme alma fikri nasıl doğdu; mesleki deneyimlerinizi kitaplara aktarırken okuyucuya en çok hangi mesajı vermek istediniz?
Kitap yazma fikri, yaklaşık 20 yıllık birikimimin artık içimde taşınamayacak kadar büyüdüğünü fark ettiğim bir dönemde doğdu. Özellikle yoğun destek ihtiyacı olan, halk arasında “ağır otizm” olarak da ifade edilen; konuşamayan, birden fazla eşlik eden güçlüğü bulunan ve tekrarlayıcı davranışları günlük yaşamını ciddi biçimde etkileyen otizmli bireylerle çalışırken zaman zaman kendimi çok çaresiz hissettiğim, hatta ağladığım anlar oldu. Burada “ağır otizm” derken bir etiketten çok, desteğe duyulan ihtiyacın yoğunluğunu kastediyorum. Çünkü hiçbir tanım bir bireyi bütünüyle tarif edemez. Sanırım tam da bu yüzden yazmak benim için biraz ruhsal bir karar oldu. Otizmi süslü sözlerle değil; gerçeğiyle, zorluğuyla ama aynı zamanda taşıdığı saflık, dürüstlük ve sevgiyle anlatmak istedim. Elbette bilimin, genetiğin, biyolojinin ve eğitimin otizmi anlamamızdaki yeri çok önemli. Bilgi olmadan doğru destek vermek mümkün değil. Ama yıllar içinde şunu da defalarca gördüm: Bazen en deneyimli, en bilgili profesyonel bile otizm karşısında çaresiz kalabiliyor. Çünkü otizm bana göre çok doğal, çok dürüst ve çok duru bir varoluş biçimi. Otizmli birey rol yapmaz; saflığı aptallık değildir, aksine dünyayla kurduğu ilişkinin kendine özgü bir dürüstlüğü vardır. İşte bunun karşısında hepimiz zaman zaman çaylak kalıyoruz. Bu nedenle bilgi kadar saygının, sevginin ve tevazunun da gerekli olduğuna inanıyorum. Otizmi gerçekten tanımış ve otizmli bir bireyle yakından çalışmış olanların ne demek istediğimi daha iyi anlayacağını düşünüyorum. “Kollarındaki Hazine” otizm kitabımın ardından gelen “Helin’in Günlüğü” ise travma üzerine yıllar içinde oluşan birikimimden beslendi. “Kollarındaki Hazine” nin son bölümünde çocukluk travmalarının anneliği nasıl etkileyebileceğine kısaca değinmiştim. “Helin’in Günlüğü” nde ise bu konuyu daha derin işledim; kendi çocukluğumdan bazı gerçek deneyimleri değiştirerek bir hikâyeye dönüştürdüm. Yer yer ağır cümleler kullandım ama en büyük dileğim umut vermekti. Çünkü inanıyorum ki bazen en büyük kırılmaların içinde bile iyiliğe açılan bir kapı vardır. Helin’in hikâyesi de bana bu yüzden çok yakın: Hepimizin içinde onarılmayı bekleyen bir çocuk olabilir; ama umut bulunduğunda insan yeniden kendine sarılmayı öğrenebilir.

İngilizec Özel Eğitim Kitap Linki: https://amzn.eu/d/0briwwBK

Bugün otizmli çocukların ve ailelerinin yaşamında gerçekten kalıcı bir değişim yaratabilmek için eğitimcilere, uzmanlara ve topluma düşen en önemli sorumluluk sizce nedir?
Bence hepimize düşen ortak sorumluluk, otizmi ve diğer gelişimsel farklılıkları bir hastalık ya da ceza gibi görmemek. Otizm sadece bir tanı adı; onun altında duyguları, ihtiyaçları ve bütün bir hayatı olan bir insan var. Uzmanların dürüst olması, ailelere gerçek dışı umutlar vermemesi, eğitime değer vermesi ve önce çocuğu görmesi çok önemli. Toplum olarak da “Benim ailemde yok” deyip kenara çekilmek yerine birbirimizin yükünü paylaşmayı öğrenmeliyiz. Çünkü bir insanın dışlanması aslında insanlığın tamamına zarar verir. Benim umudum; daha fazla eğitim, farkındalık ve anlayışla yalnızca otizmli bireylerin değil, toplumda kenarda bırakılan herkesin daha görünür ve daha eşit olduğu bir dünya. Kitaplarımda da vermeye çalıştığım temel mesaj bu: sevgi, kabul ve barış.
Son olarak şunu söylemek isterim: Otizm gibi önemli bir konuya derginizde yer vermeniz de değişimin bir parçası. Çünkü popülerlik yalnızca ün, sanat ya da şöhreti konuşmak değil; toplumsal gelişimi, aile birliğini, değerlerimizi ve birbirimize karşı sorumluluklarımızı da gündeme getirebilmektir. Böyle bir konuda ses olmaya alan açtığınız ve zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Helin’in Günlüğü Özel Eğitim Kitap Linki: https://amzn.eu/d/0hpS3l2m, Helin’in Günlüğü – Bkmkitap https://share.google/UTgSQWULmYqjNHEcc

Kollarındaki Hazine Özel Eğitim Kitap Linki: https://kutluyayinevi.com/magaza/urun/kollarindaki-hazine-yeliz-yadsan/

Instagram: @yelizemirk

She and Girls Sonbahar 2026 Sayısı Çıktı! Sonbahar 2026 Sayımızı ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!

Yeliz Yadsan Özel Eğitim Uzmanı

She and Girls Sonbahar Sayısı 2026 Sayısında Neler Var?

Seda Ben: Erkekler Ne İster Kadınlar Ne Anlar?

Dilek Pehlivan: Kendi Sesinizden Korkmayın

Elif Emdi: Dünyayı Anlayan Bireyler Yetiştirelim

Müge Özcan: Duygusal Açlığınızı Dengeleyin

Özlem Altıntaş: Özlem Altıntaş İle Kimya Öğrenelim

Selen Erdoğan: Çocuklarda Ortodonti ve Şeffaf Plak Tedavisi

Sinem Güleç: Pilates İle Bedeninizi Güçlendirin

Nur Süral: Bir Sahne Bin Duygu

Seda Özgiş: Geçmişten Geleceğe Açılan Zarafet

Gülşah Çetiner: Modaya Retro Dokunuşu

Bənövşə Mahmudqızı: Sınırlarınızı Belirleyin

Hülya Güleç: Kaygı Yaşamınızı Yönlendirmesin

Ceren Kilit: Büyük Hedefler Küçük Yatırımlarla Başlar  

Pelin Toğrul: Doku Sanatının Mimarı

Nermin Saraylı: Büyülü Beyazın Tasarımcısı Nermin Saraylı

Yulia Alizade: Ortak Değerleri Buluşturan Sanatçı

WakeApp Melek:  Sembollerin İzinde Bir Yolculuk

Seda Nal: Hareket Etmek İyileştirir

Nadiia Günday: Biohacking İle Sağlıklı Yaşam

Naz Gözde: Her Beden Biriciktir

Arzu Yılmaz Dağdemir: TRT Mesleki Ciddiyetin Okulu

Şeyda Bayraktar: Mutfak Sanatı SeydasCooks

Cansu Miasu: Güzel, Cesur ve Yetenekli Cansu Miasu

Revna Çebi: Köklü Sporun Sesi

Sinem Çınar: Bedeninizin Farkındalığını Artırın

Merve Fidancık:  Burçlar Astrolojinin Derinliğini Yansıtmaz

Hayriye Hasret Güneş: Kendinizle Bağ Kurun

Berfu Çavdar: Güzelliğin En Güçlü Hali Kendiniz

Yasemin Kılgı: Finans Yönetimi Karakterin Yansımasıdır

Tuğçe Yaşar:  Patili Dostlarımızın Modası TOFITOWEL

Sibel Nariç: Futbolda İtibar Önceliktir

Nurdan Ayvalı: Fotoğrafçılık Dünyaya Farklı Bakabilmektir

Çisem Taşkıran: Çocuğunuzun Birey Olduğunu Unutmayın

Habibe Arıkan Ertürk: Yazmak İçin Kusursuzluk Beklemeyin

Birim Özer Sili: Yalnızlığı Sen Seçmedin

Ayşe Gerger: Duvarlara Renk Veren Ressam