Aydilge: Botokslu yüzler görür gibi botokslu şarkılar dinliyoruz

Kıpır kıpır, yerinde duramayan, enerjisini tüm şarkılarına yansıtan Aydilge, “İsterdim ki tıklanma rakamlarıyla oynanmayan, gözyaşı ticareti yapılmayan, sakil ve ucuz şeylerin yaldızlı paketlerle süslenmediği bir müzik endüstrimiz olsun.” Aydilge Röportaj

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

Aydilge hem mesleğini hem sektörünü cesurca eleştirerek bizleri kendisine hayran bıraktı. Sevgili Aydilge ile okurken çok keyif alacağınız bir röportaj yaptık.
Röportaj: Ela Tosun

Aydilge

1/4

8 yaşındayken katıldığınız, TRT Çocuk Korosu sınavlarını kazanarak müziğe profesyonel anlamda ilk adımı attınız. O yaşlarda idealist olduğunuz bir dalın başarı öyküsünü bizimle paylaşır mısınız?

Bu çok uzun bir öykü. O yüzden kelimelere dökmek yerine şarkılarıma döküyorum tüm bu yaşanmışlığı. Başarıdan ne anladığımız da çok önemli. Benim hayalim kendimden ödün vermeden, içimden gelen müziği insanlarla paylaşabilmekti. Şimdi hayalimin içindeyim…

Başkası içinse instagramda iki milyon takipçiye sahip olup, her gün magazinde haberinin çıkması da olabilir. Hepimiz sevilmek, beğenilmek, takip edilmek, onaylanmak istiyoruz. Bu çok doğal ama sırf beğenilmek için kendimiz olmaktan vazgeçiyor muyuz, işte bu çok önemli.

Kendinize özel eserlerinizle, müzik dünyasında çok farklı bir yeriniz oldu. Nasıl tanımlarsınız kendinizi? İlhamınızın kaynağı nedir?

Sizlersiniz.
Sizlerin anlatmak isteyip de anlatamadıklarınızı müziğe döküyorum. Ben sürekli pürneşe ya da hüzünle yaşayan bir insan değilim. Şarkılarım da canımın izdüşümleri olduğu için, tek renk değil rengarenkler… Yazarken etrafımı dinliyorum, sessizliği dinliyorum, sizleri dinliyorum.

Hepimizin hikayelerini, duygularını anlatıyorum şarkılarımda. Ne yapsam da şarkı patlasa, kimle polemiğe girsem de hit olsa diye düşünen bir tüccar değilim. Biraz melankolik, bazen neşeli, bazen hüzünlü ama mutlaka umut dolu, renkleriyle sonradan oynanmamış, filtresiz şarkılar yapmaya çalışıyorum.

Aydilge

2/4

Müzik evrenseldir. Sizce bu evrensel döngüde, kendi tarzınızı geliştirmek ve izleyiciye benimsetmek, emek dışında nasıl bir çaba gerektiriyor?

Öncelikle, internet ve dijital platformaların çok adil mecralar olduğuna inanmıyorum. Yani eskiden güç sahipleri tv ve radyolar üzerinde tahakküm kurup dinleyiciyi manipüle ediyorlardı. Şimde de dijital mecraları ediyorlar. Sahte tıklar, trendlere giren videolar, platoformların ”en iyi” diye seçip dinleyiciye dayattığı listeler aslında hiç masum değil.
İnanın bütün bu algı operasyonlarından, neyin popüler olduğunun söylenmesi ve dayatılmasından bazen çok daralıyorum. Yine de adil olmayan bu sektörde, uğradığım tüm haksızlıklara rağmen ayakta kalabildiğime ve bu kadar sahici bir kitleye sahip olabildiğime göre, demek ki tüm bu mücadeleye değer. O yüzden yılmadan, moral bozmadan, sadece kalbime ve dinleyicime güvenerek müzik yapmaya devam ediyorum.

Türkiye’de bir kadın olarak müzik yapmak sizce zorlukları içeriyor mu?

Evet tabi ki içeriyor, ama asıl mesele şu: Zorluklar altında ezilmek mi, yoksa onları güçlenmek için kullanabileceğimiz birer araç olarak görmek mi?

Bir örnek vereyim; Aslında tüm ağrılar bizi hastalıkların ilerlemesinden koruyan sinyallerdir. Onlar sayesinde neremizin sorunlu olduğunu anlar ve tedavi ederiz. Zorluklar da böyle. Onlar sayesinde güçsüz kısımlarımızı fark edip, oraları güçlendiriyoruz.

Kalp kaslarımızı geliştirmemiz için ideal bir antrenman salonu bu hayat. Biz kadınlar, sürekli belirli güzellik anlayışına hapsedilip, belirli rollerle sınırlandırılıyoruz. Ama kalplerimiz tam da bize meydan okuyan o zorluklar üzerinden gelişiyor. Mağduru oynamayı bırakıp, dönüşmek ve büyümek için bu zorlukları avantajımıza çevirmeliyiz.

Aydilge

3/4

Karantina süreci yaşadığımız şu dönemde, kısa bir süre önce Evden Canlı Canlı Vol. 2 albümünüz yayınlandı. Nasıl çıktı bu albüm fikri?

Şu dönem yalnızlık ve çaresizlik duygusu çok arttı. Hepimiz ortak bir kaderi paylaşıyoruz ve aslında birbirimizden hiç de farklı değiliz. O yüzden bu albüm onlara yalnız olmadıklarını hissettirecek. Albümün sound’una gelince, şu zamanda her şey o kadar mekanik ve prodüksiyona bulanmış durumda ki hepimizin samimiyete ihtiyacı var.

Bu sefer istedim ki dinleyici bana, benim evime gelmiş gibi hissetsin. Evimde canlı canlı çalalım söyleyelim. Akustik tatta, sıcacık, samimi bir ev konseri gibi. Yani ev poğaçasının yerini pastahane poğaçası asla tutmaz ya, işte ”Evden Canlı Canlı” projesinin özelliği bu, el emeği, göz nuru…

Üç sene önce ilkini yayınlamıştım. Bu karantina döneminde yeniden projeyi canlandırdım ve Evden Canlı Canlı 2’yi hazırladım. Sevgili eşim Utku Barış Andaç ve Ozan Sarıboğa gibi dostlarımızla herkes kendi evinde olmak üzere canlı çalmanın organik ruhuna özen göstererek kaydımızı yaptık.

Öyle hataları düzeltmeceler, teknik sihirbazlıklar yok. Çünkü kusursuzluk, aslında yapaylık da demek. Kusursuzluğun değil, doğallığın peşindeydik. Hatta kedim Miko da bize eşlik etti. Müziği çok sever. Bütün kayıt boyunca etrafımızda dolaştı. Bir şef edasıyla hepimizi yönlendirdi:)

Yalnız Değilsin adlı şarkınıza çok özel bir klip çektiniz. Biraz klipten bahsedebilir misiniz?

Dünyanın dört bir yanından farklı ülkelerden insanlar, karantina döneminde yaşadıklarını filme aldılar ve biz her birini birleştirdik.

Amacım aslında hepimizin tüm farklılıklarımıza rağmen aslında ne kadar da aynı olduğumuzu gösterebilmekti. İstiyorum ki dinleyicilerim de kendi farklarını ve renklerini korusunlar ama bu farklılıkların ötesinde, temelde hepimizin insan olduğumuzu ve bir olduğumuzu da hatırlasınlar.

Biliyor musunuz asıl acı, yara aldığımızda değil yaralandığımızı kimse duymadığında başlıyor… Ben işte bu yüzden müzik yapıyorum. Seni duyuyorum demek için ve de duyulduğumu hissetmek için. İnsanlara ne hissettiğinizi biliyorum, ben de yaşadım demek için. Acıyı dindirmek için…

İster neşeli ister hüzünlü olsun, amacım müziğin terk edilen, haksızlığa uğrayan, kendini değersiz hisseden herkese yardımcı olması.

Biz müzikle kucaklaşıyoruz. Hakiki bir sarılmadan daha büyük bir şifa olabilir mi?

Aydilge

4/4

Türkiye’de dinleyicinin müziğe ilgisi nasıl? Yeniliğe çok açık olan bu sektörde “olmaması gerekir” dediğiniz müzik tarzı var mı?

Başımıza ne geliyorsa, her şeyi kalıba sokup etikelememiz ve ötekileştirmemiz yüzünden geliyor zaten. Bari müzikte böyle sınırlar olmasın. Müzik özgürlüktür deyip, kendimizi popçu, rockçı, rapçi diye kategorize etmemiz, sınırlara hapsetmemiz ne kadar ironik…

Ben musiki eğitimi aldım, rock dinledim, klasik müzikle aydınlandım, hint enstrümanlarına aşık oldum ve bütün bunlarla beslenerek kendi müziğimi yaptım. İçimde bir sürü renk var. Gök kuşağına binip uçmak varken, neden tek bir renkle kendimizi sınırlandıralım?

Gençlerin müzikle olumlu yönlendirildiklerine inanıyor musunuz?

Yönlendirmeden ziyade dayatmalar var. Botokslu yüzler gibi, botokslu ve dolgulu şarkılara maruz kalabiliyoruz çoğu zaman. Tabi isterdim ki tıklanma rakamlarıyla oynanmayan, gözyaşı ticareti yapılmayan, sakil ve ucuz şeylerin yaldızlı paketlerle süslenmediği bir endüstrimiz olsun. Ama gözümüzün içine baka baka yalan söylemekten çekinmeyen bir sistemin içindeyiz diye de vazgeçmek olmaz.

Boş boş eleştirip, söylenip durmak, hiçbir işe yaramaz. O yüzden, ne olacak bu müzik sektörünün hali şeklinde geviş getirmektense hayallerimizin peşinden koşmak ve üretmeye devam etmek çok daha anlamlı.

Meslek hayatınızın adımlarını atarken “keşke yapmasaydım” dediğiniz pişmanlıklarınız oldu mu?

Çok sevdiğim bir söz var; “Şimdiki aklım olsaydı geçmişteki hatalarımı asla yapmazdım” deriz ama geçmişteki hataları yapmasaydık, şimdiki aklımız olmazdı. Yani pişmanlık duymak yerine, geçmişteki o hataların beni ben yaptığına, büyüttüğüne inanıyorum.

Modaya bakış açınız ve tarzınızdan biraz bahseder misiniz?

Moda fikrinden çok haz etmiyorum çünkü ben genel olarak kendi yalnız, farklı, dışarıda bırakılmış hissedenlerin hikayelerini anlatıyorum.

Farklı olmak hep riskdir. Çünkü insanlar kendine benzemeyenleri dışlamak, ezmek isterler. Farklı olanı, bir çeşit renk değil de tehdit gibi algılama eğilimleri vardır. Hele ki bizim ülkemizde sürü psikolojisi ve ötekileştirme çok yaygın.

Bir önceki albümüme ”Kendi Yoluma Gidiyorum” ismini vermemin nedeni de bu. Bizleri kendimiz olmaktan uzaklaştıran her türlü baskıya meydan okumalıyız. Ben kişisel olarak müzik piyasasının basmakalıp kurallarına hapsolmadan, kendi yolumdan şaşmadan, inandığım müziği yaratmaktayım.

Tüm insanların özellikle gençlerin de ”elalem ne der” korkusu yaşamadan, köhneleşmiş kadın-erkek rollerine, moda ve güzellik anlayışlarına tutsak olmadan, kalplerinin sesini dinledikleri bir dünya hayal ediyorum. Çok zor biliyorum. Ama anlamlı olan hangi şey kolay ki?

Son olarak müzikle ilgilenen gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Çok fazla haksızlığa uğradığımızda, o haksızlıklara o kadar çok gömülüyoruz ki verimli bir şey yapacak enerjimiz kalmıyor. Ben de sektörde olup biten haksızlıkları düşünüp durursam, hareket edemez hale gelirim.

O yüzden kendimi korumayı, temiz ve saf kalmayı tercih ediyorum ve enerjimi eleştirmeye harcamak yerine yaratmaya harcıyorum. Yine de kimseye çok fazla tavsiye vermek istemem çünkü zaten sistem sürekli bize neyin iyi, neyin doğru, neyin popüler, neyin cool, neyin demode olduğunu dayatıp duruyor. Zengin olmak için şu insana benze, başarı için şunu örnek al deyip duruyor.

Oysa başka birinden medet ummak, kaçak malzemeyle bina inşa etmeye benzer. Ruhlarımızın kumaşları birbirinden farklı olduğu için, başkasının gücü bizde yama gibi durur, ya da protez bacak gibi. O yüzden her şeyi çok iyi biliyormuşum gibi ahkam kesmek ve tavsiye vermek istemem. Herkes kendi yolunu, en iyi kendi şekillendirir.

Aydilge Röportaj

She and Girls Yaz 2020 Sayısı Gençlik Dergisi Girls Hediyesiyle Dergiliklerde!