Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben, mesleki başarısının adımlarını ve sırlarını, aşkta aranan ama gerçekte yaşananları samimiyetle anlattı. Bence Seda Hanıma kulak verelim. Seda Ben yazar astrolog ve tarot yorumcusu
She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.
“Astroloji bana daha büyük resmi, kişinin doğal eğilimlerini, potansiyellerini, hayatında tekrar eden temaları ve içinde bulunduğu dönemin dinamiklerini görme imkânı veriyor. Tarot ise benim için o büyük resmin içinde kişinin o anda hangi meseleyle karşı karşıya olduğunu, ne hissettiğini ve nerede düğümlendiğini daha yakından konuşabilmenin bir yolu. Ben bunu bazen bir eve benzetiyorum. Astroloji o evin mimarisi ve zaman içinde değişen mevsimleri gibi; tarot ise o anda hangi odanın ışığının yandığını gösteriyor. Evin tamamını bilmek kıymetli ama insan bazen o gün yalnızca bir odada sıkışıp kalmış olabiliyor. İşte ikisini birlikte yorumladığımda hem o odaya bakabiliyor hem de insanın aslında nasıl bir evin içinde olduğunu gözden kaçırmıyorum.”
“İlişkinin de nefes almaya ihtiyacı var. Her sessizliği doldurmak, her mesafeyi kapatmak, her değişen ses tonunun peşine düşmek zorunda değiliz. İlişkide alan bırakmak mesafe koymak değildir; bazen sevdiğiniz insanın size doğru gelebilmesi için ona gelebileceği bir yer bırakmaktır.”
“Belki kader dediğimiz şey de biraz böyle. Hayat önümüze bazı yollar, bazı insanlar, bazı sınavlar çıkarıyor olabilir. Gökyüzü de bunların zamanını ve hayatımızda hangi temaların öne çıktığını anlamamıza yardımcı olabilir.”
Röportaj: Banu Çelik

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Öncelikle sizi kendi kelimelerinizle tanıyabilir miyiz? Astroloji, tarot ve yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?
Bazı yolculukların başladığı günü hatırlarsınız, bazılarınınsa çoktan başlamış olduğunu yıllar sonra fark edersiniz. Kartları tanımadan çok önce insanları hissetmeye meraklıydım. Birinin söylediği cümleden çok, o cümleyi söylerken sustuğu yere takılırdım. “İyiyim” diyen birinin hiç iyi olmadığını hisseder, bazen nedenini bile bilmeden karşımdaki insanın anlattığından çok daha fazlasını içinde taşıdığını düşünürdüm. O zamanlar bunun adını koymuyordum, benim için sadece insanları biraz fazla hissetmekti. Yıllar sonra tarot hayatıma girdiğinde, uzun zamandır içimde olan o tarafın sanki bir dili olduğunu keşfettim. Önce merakla yaklaştığım kartların başında zaman geçirdikçe merakım yerini öğrenme isteğine bıraktı. Eğitimler, çalışmalar ve zaman içerisinde hayatıma dokunan yüzlerce farklı insan hikâyesi derken tarot, fark etmeden hayatımın çok önemli bir parçası oldu. Astroloji de aslında tam o yolun üzerinde karşıma çıktı. İnsan hikâyelerini dinledikçe hayatın zamanlamasına takılmaya başlamıştım. Hepimizin hayatında böyle dönemler vardır: Uzun süre hiçbir şey olmuyormuş gibi gelir, sonra bir dönem gelir ve birkaç aya, yıllarca sığdıramadığınız şeyler sığar. Bir insan girer hayatınıza, bütün bildiklerinizi değiştirir. Bir kapı kapanır, hiç düşünmediğiniz başka bir yere gidersiniz. Bazen de çok istediğiniz bir şey olmaz ve yıllar sonra dönüp baktığınızda “İyi ki o gün olmamış” dersiniz. Ben bütün bunların tesadüf deyip geçemeyeceğim kadar ilginç bir zamanlaması olduğunu düşünüyordum. Gökyüzünü öğrenmeye başladıkça da merakım büyüdü. Eğitimler aldım, öğrendikçe daha çok öğrenmek istedim ve bir süre sonra astroloji de hayatımın doğal bir parçasına dönüştü. Yazarlık ise hiç planlamadığım bir yerden geldi. Yıllar boyunca çok fazla danışan dinledim. Dışarıdan “tarot ya da astroloji danışmanlığı” deyip geçiyoruz ama telefonun diğer ucunda her defasında koca bir insan hayatı var. Öyle hikâyeler dinledim ki karşımdaki anlatmaya devam ederken telefonu sessize alıp birkaç saniye kendimi toparladığım, “Bir insan bütün bunları nasıl yaşamış?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. İçlerinden özellikle üç kişinin gerçek hikâyesi bende çok derin bir iz bıraktı. Mahremiyetlerini koruyarak onları yazmaya başladım. Başlangıçta bir kitap yazmak gibi bir düşüncem bile yoktu aslında; sadece o hikâyeleri bir yere bırakmak istedim. Sonra kelimeler birbirini, hikâyeler de beni takip etti ve hiç hesapta yokken “Küllerimle Dans Ettim” ortaya çıktı. Bugün geriye dönüp baktığımda tarot, astroloji ve yazarlık benim için üç ayrı başlangıç gibi görünmüyor. Biri beni diğerine götürdü ama üçünün de kapısını aynı şey açtı: insan. Çünkü bu yol bana en çok şunu öğretti: hiçbir insan bize anlattığı birkaç cümleden ibaret değil. Bazen birini gerçekten anlayabilmek için anlattıklarını değil, anlatamadıklarını da duymak gerekiyor.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Astroloji ve tarotu birlikte yorumlamanız, danışanlarınıza nasıl daha bütüncül bir bakış açısı sunuyor?
Ben insanın tek bir sorudan ibaret olduğuna hiç inanmadım. Bazen biri bana “Geri dönecek mi?” diye geliyor ama biraz konuştuğumuzda meselenin aslında yalnızca birinin dönüp dönmemesi olmadığını görüyoruz. O sorunun arkasında beklemek var, vazgeçememek var, belki aynı ilişki biçiminin neden tekrarlandığını anlamaya çalışmak var. Bazen de insan karşısındakini sorduğunu zannederken aslında kendisini soruyor. Astroloji ve tarotu birlikte yorumlamayı sevmemin nedeni tam da bu. Astroloji bana daha büyük resmi, kişinin doğal eğilimlerini, potansiyellerini, hayatında tekrar eden temaları ve içinde bulunduğu dönemin dinamiklerini görme imkânı veriyor. Tarot ise benim için o büyük resmin içinde kişinin o anda hangi meseleyle karşı karşıya olduğunu, ne hissettiğini ve nerede düğümlendiğini daha yakından konuşabilmenin bir yolu. Ben bunu bazen bir eve benzetiyorum. Astroloji o evin mimarisi ve zaman içinde değişen mevsimleri gibi; tarot ise o anda hangi odanın ışığının yandığını gösteriyor. Evin tamamını bilmek kıymetli ama insan bazen o gün yalnızca bir odada sıkışıp kalmış olabiliyor. İşte ikisini birlikte yorumladığımda hem o odaya bakabiliyor hem de insanın aslında nasıl bir evin içinde olduğunu gözden kaçırmıyorum. Bu yüzden danışmanlıklarımda yalnızca “Ne olacak?” sorusunun peşinden gitmeyi çok yeterli bulmuyorum. Elbette hepimiz geleceği merak ediyoruz; bazen bir ilişkinin nereye gideceğini, bazen bir işin olup olmayacağını, bazen de önümüzde nasıl bir dönem olduğunu bilmek istiyoruz. Ama çoğu zaman o sorunun biraz gerisine gittiğimizde çok daha kıymetli bir yere varıyoruz: “Ben neden tam burada takılı kaldım?” Astrolojiyle büyük resmi, tarotla o resmin içinde insanın bugün nerede durduğunu anlamaya çalışıyorum. Çünkü yıllar içinde şunu gördüm: bazen bize sorulan tek bir sorunun arkasında, anlatılmayı bekleyen bambaşka bir hikâye oluyor.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Sizce gökyüzü insanın kaderini mi belirler, yoksa ona seçimlerini daha bilinçli yapabilmesi için bir yol haritası mı sunar?
Ben gökyüzünün kaderimizi yazdığına değil, bazı zamanların altını çizdiğine inanıyorum. Çünkü hayat bana şunu öğretti: Bazen çok istediğimiz bir şey olmaz ve o gün bunu büyük bir kayıp zannederiz. Bir kapının önünde gereğinden fazla bekler, bir insanın gitmemesi için elimizden geleni yapar, “Neden benim başıma geldi?” dediğimiz dönemlerden geçeriz. Sonra zaman geçer… Dönüp aynı yere başka bir yerden baktığımızda, bazen olmadı sandığımız şeyin bizi başka bir şeye hazırladığını, kayıp sandığımız şeyin yönümüzü değiştirdiğini görürüz. Astrolojinin benim için en etkileyici taraflarından biri de burada başlıyor. Doğum haritasına baktığımda insanın eline verilmiş değişmez bir senaryo görmüyorum. Potansiyelleri, zorlandığı yerleri, hayatımızda tekrar eden temaları ve bazı dönemlerde hangi konuların daha yüksek sesle kapımızı çalabileceğini görüyorum. Ama kapıyı açıp açmamak, açtığımızda içeride ne kadar kalmak istediğimiz hâlâ bizim hikâyemiz. Elbette hayatta seçemediğimiz şeyler var. Hangi aileye doğacağımızı, kimi kaybedeceğimizi, hangi insanın hiç beklemediğimiz bir anda hayatımıza gireceğini ya da bazen hangi gerçekle karşılaşacağımızı seçemiyoruz. İşte tam da bu yüzden özgür iradeyi “Her şey benim elimde” diye tarif etmiyorum. Bence özgür irade bazen çok daha sessiz bir yerde duruyor: Başıma geleni seçemedim ama bundan sonra onunla ne yapacağımı seçebilirim diyebilmekte. Ben astrolojiyi bu nedenle karanlık bir yolda önümüzü biraz daha erken gösteren bir far gibi düşünüyorum. Far yolu bizim yerimize yürümüyor. Virajı ortadan kaldırmıyor, yağmuru durdurmuyor, bazen gideceğimiz yolu da kolaylaştırmıyor. Ama önümüzde bir viraj olduğunu gördüğümüzde ona aynı hızla girmek zorunda değiliz. Direksiyonda hâlâ biz varız. Belki kader dediğimiz şey de biraz böyle. Hayat önümüze bazı yollar, bazı insanlar, bazı sınavlar çıkarıyor olabilir. Gökyüzü de bunların zamanını ve hayatımızda hangi temaların öne çıktığını anlamamıza yardımcı olabilir. Ama o yolun üzerinde kim olacağımızı yalnızca gökyüzüne bırakamayız. Çünkü bana kalırsa mesele her zaman “Başıma ne gelecek?” değil. Bazen çok daha önemli bir soru var: “Başıma gelen şey, beni nasıl birine dönüştürecek ve ben o kişiyi seçecek miyim?” O yüzden bugün biri bana “Kaderimiz yazılı mı?” diye sorduğunda kesin bir cevap vermek yerine şunu söylüyorum: Belki hayat bazı cümleleri önümüze koyuyor. Ama o cümleden sonra hikâyeyi nasıl devam ettireceğimiz konusunda kalem hâlâ biraz bizim elimizde.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Sosyal medya paylaşımlarınızda astrolojiyi samimi, cesur ve dikkat çekici bir dille anlatıyorsunuz. Bu özgün anlatım tarzınız nasıl oluştu?
Sanırım benim dilim, astrolojiyi anlatmaya çalışırken değil, insanlara ulaşmaya çalışırken oluştu. Astroloji çok derin, teknik ve öğrenmesi hiç bitmeyen bir alan. Ama bir süre sonra şunu fark ettim: Bir bilgiyi çok iyi bilmekle, onu karşıdaki insanın hayatına değecek şekilde anlatabilmek aynı şey değil. Ben gökyüzünü kürsüden anlatmayı hiç sevmedim; biraz insanların yanına oturup anlatmayı tercih ettim. Çünkü hayatın içinde kimse “Bugün şu transit üzerimde nasıl çalışıyor?” diye uyanmıyor. İnsan bazen sabah gözünü açıp gelmeyen bir mesajı düşünüyor. Bazen işinden sıkılmış ama gitmeye cesaret edemiyor. Bazen bir ilişki bitmiş ama kalbi hâlâ bitirmemiş. Bazen de hiçbir sebep yokmuş gibi her şeyi değiştirmek istiyor. Ben astrolojik bilgiyi tam da hayatın o tarafıyla buluşturmayı seviyorum. O yüzden teknik bilgiyi basitleştirmekten çok, dilini insanlaştırmaya çalışıyorum. Bir açıyı anlatırken elbette onun astrolojik karşılığını bilmek zorundayım; ama takipçimin o bilgiyi okuduğunda “Peki bunun benim hayatımdaki karşılığı ne?” sorusuna da bir cevap bulmasını istiyorum. Bazen bunu bir cümleyle, bazen bir hikâyeyle, bazen de mizahla yapıyorum. Mizah da zaten özellikle planladığım bir şey değil. Hayatın kendisi biraz trajikomik değil mi? Dün “Bir daha asla” dediğimiz insandan bugün mesaj bekleyebiliyoruz. “Hiç umurumda değil” deyip beş dakika sonra story’sine bakabiliyoruz. İnsan böyle bir varlıkken astrolojiyi anlatırken sürekli ciddi bir yüzle konuşmak bana çok ait gelmiyor. Bazen insan kendisiyle biraz gülebildiğinde, kendisiyle ilgili bir gerçeği de daha kolay duyabiliyor. Cesur tarafı ise sanırım benim karakterimden geliyor. Herkesin hoşuna gidecek cümleler kurmak gibi bir kaygım yok. Gökyüzünde zorlayıcı bir dönem varsa onu pembe bir pakete sarıp “Her şey harika olacak” demeyi de doğru bulmuyorum. Ama insanları korkutmayı da sevmiyorum. Benim derdim felaket tellallığı yapmak değil; olanı, hayatın içinden ve anlaşılır bir dille anlatmak. Zamanla insanlar da bu dili sahiplendi. Bazen bir paylaşımımın altında “Beni nereden gördün?” ya da “Bu resmen benim” yazıyorlar. Sanırım benim için en güzel karşılık da bu. Çünkü o anda astrolojik bilgi yalnızca gökyüzünde kalmamış, birinin hayatında karşılığını bulmuş oluyor. Belki benim anlatım tarzımın özeti şu: Astrolojiyi basitleştirmiyorum, sadece mesafesini kısaltıyorum. Gökyüzü yukarıda olabilir ama anlattığı hikâyeler zaten hepimizin hayatının içinde.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Tarot hakkında toplumda doğru sanılan en büyük yanlış nedir? Kartlar geleceği mi söyler, yoksa kişinin içinde bulunduğu ruh hâlini mi yansıtır?
Bence tarotla ilgili en büyük yanlış, onu birkaç kart açıp değişmez bir gelecek söyleyen sıradan bir fal gibi görmek. “Gelecek mi, gidecek mi, olacak mı, olmayacak mı?” Elbette bunları hepimiz merak ediyoruz. Ama tarot bundan çok daha eski, sembolleri ve kendi sistemi olan kadim bir yorumlama geleneği. Benim için de asıl kıymeti, insana kesin bir son söylemesinden değil; bazen önündeki yolu başka bir açıdan görebilmesine yardımcı olmasından geliyor. Ben bu konuda sınırımı da çok net koyuyorum; gaybı Allah bilir. Dolayısıyla hiçbir zaman kartları açıp bir insanın karşısında “Senin kaderin kesinlikle böyle olacak” diyebileceğim bir yerde görmüyorum kendimi. Tarot benim için kader yazan değil, yol gösteren bir araç. Bazen önünüzdeki ihtimalleri, bazen içinde bulunduğunuz durumun göremediğiniz taraflarını, bazen de aynı yolda yürümeye devam ettiğinizde sizi nelerin bekleyebileceğini konuşabilmek için bir alan açıyor. Tarotun beni yıllardır hâlâ en çok etkileyen tarafı ise sezgisel yanı. Danışmanlıklarımı çevrimiçi, telefon üzerinden yapıyorum. Bazen hayatını ilk kez dinlediğim, yüzünü dahi görmediğim biriyle konuşuyorum. Kartlar açılıyor, sohbet ilerliyor ve bir noktada telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oluyor. Ardından o cümle geliyor: “Ama ben bunu size hiç anlatmadım… Siz bunu nereden bildiniz?” Yıllardır tarot bakıyorum ama bu anların bende bıraktığı duyguyu hâlâ sıradanlaştıramadım. Çünkü tarotun öğrenilen bir sistemi ve sembolleri olduğu kadar benim için sezginin de çok önemli bir yeri var. Ben yalnızca önümdeki kartları yorumlamıyorum; telefonun diğer ucundaki insanı dinliyorum. Söylediğini de, söylemekte zorlandığını da… Çünkü aynı kart iki insanın önüne gelebilir ama hiçbir zaman aynı iki hayatı anlatmaz. Çoğu insan bana bir başkasını merak ederek geliyor. “Beni seviyor mu?”, “Geri dönecek mi?”, “Bu ilişki nereye gidiyor?” diye soruyor. Bunlar son derece insani sorular. Fakat bazen konuşmanın bir yerinde “O neden böyle yaptı?” sorusu, “Ben neden bana bunu yapan birinin ardından hâlâ bekliyorum?” sorusuna dönüşüyor. İşte tarotun yol göstericiliğini en çok burada seviyorum. İnsan bazen bir başkasının kalbini öğrenmeye geliyor, tarot dönüp kendi kalbinin sesini yükseltiyor. Bazen çoktan bildiği ama kabul etmek istemediği bir şeyi fark ediyor; bazen sürekli aynı yere çıkan yolları neden seçtiğini görüyor. Tarot yolu sizin yerinize yürümüyor, kararınızı sizin yerinize vermiyor. Bazen yalnızca önünüzde hangi yolların olduğunu daha görünür hâle getiriyor. Geleceğe hiç mi bakmıyoruz? Elbette bakıyoruz. Aşkı, ilişkiyi, işi, parayı ve mevcut gidişatın önümüzde açabileceği ihtimalleri yorumluyoruz. Ama benim için burada çok önemli bir çizgi var: İhtimal başka şeydir, hüküm başka. İnsan karar verir, vazgeçer, cesaret eder, gider ya da kalır; bugün yaptığı bir seçim yarının ihtimallerini değiştirebilir. Bu yüzden danışmanlıklarımda zamanla kartlardan önce insan gelmeye başladı. Çünkü “Geleceğimde ne var?” diye başlayan bir konuşmanın altında bazen “Neden vazgeçemiyorum?”, “Ben neyi görmüyorum?” ya da belki de en insani hâliyle “Ben yeniden iyi olacak mıyım?” sorusu yatıyor. Benim için tarot geleceği mühürlemek değil, insanın önündeki yolu biraz daha aydınlatmak. Gaybı bilmek değil; bugünü, ihtimalleri ve kendimizi biraz daha iyi okuyabilmek. Çünkü bazen hangi yoldan gideceğimizi bulmadan önce, neden hâlâ aynı yerde durduğumuzu görmemiz gerekiyor.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
“Küllerimle Dans Ettim” kitabınız hangi yaşanmışlıklardan ve duygulardan doğdu? Okurlarınızın bu kitaptan yanlarına ne almasını istiyorsunuz?
Küllerimle Dans Ettim aslında benim yazmaya karar verdiğim bir kitaptan çok, bir noktadan sonra yazmadan geçemediğim hikâyelerden doğdu. Yıllar boyunca danışmanlıklarımda çok fazla insan dinledim. Aşklarını, kayıplarını, ihaneti, yalnızlığı, kimseye anlatamadıkları şeyleri… Bazen telefon kapandıktan sonra bile o hikâyenin bende kaldığı zamanlar oldu. İçlerinden üç kişinin yaşadıkları ise beni başka bir yerden yakaladı. Öyle anlar oldu ki onları dinlerken telefonu sessize alıp kendimi toparladım. Çünkü insan bazen bir başkasının yaşadıklarını dinlerken kendi hayatına da dönüp bakıyor ve “Bir insan bu kadar kırılıp hâlâ nasıl ayakta kalabiliyor?” diye düşünüyor. İşte kitap biraz o sorudan doğdu. Bu üç gerçek hayat hikâyesini, elbette kişilerin mahremiyetlerini koruyarak, bir araya getirdim. Ama benim anlatmak istediğim yalnızca onların başına gelenler değildi. Çünkü acıyı anlatmak kolay; beni asıl etkileyen, insanın o acının içinden neye dönüşerek çıktığıydı. Hepimizin hayatında bir “artık buradan çıkamam” dediği yer olmuştur. Bir ilişki biter, bir insan gider, bütün düzeniniz değişir ya da yıllarca inandığınız bir şey bir gecede yıkılır. O anda bunun bir gün geçeceğini söyleyen herkese kızarsınız. Çünkü bazı acılar yaşanırken gerçekten hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ama insan çok tuhaf ve çok güçlü bir varlık. Bir sabah mucizevi biçimde iyileşmiyor. Önce biraz nefes alıyor. Sonra bir gün daha geçiriyor. Sonra uzun zamandır yapamadığı bir şeyi yapıyor ve fark etmeden, bir zamanlar onsuz yaşayamayacağını düşündüğü şey olmadan yaşamaya başlıyor. Kitabın adının Küllerimle Dans Ettim olması da benim için tam olarak bunu anlatıyor. Küllerimizi yok saymıyoruz. “Hiçbir şey olmadı” demiyoruz. Çünkü oldu. Canımız yandı, bazı şeyler bizden bir şeyler aldı. Ama insanın küllerinden yeniden doğması için geçmişini inkâr etmesi gerekmiyor. Bazen o küllerle yaşamayı, hatta onlarla dans etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Okur kitabı kapattığında ona “Güçlü olmak zorundasın” demek istemiyorum. Bence insan her zaman güçlü olmak zorunda değildir. Ağlayabilir, yorulabilir, düşebilir, bir süre hiçbir şey yapamayabilir. Ben sadece kitabın bir yerinde kendisine rastlamasını ve içinden şu cümleyi geçirmesini isterim: “Demek ki burası hikâyemin bittiği yer değilmiş.” Çünkü Küllerimle Dans Ettim benim için üç kişinin hikâyesiyle başladı ama yalnızca onların hikâyesi olarak kalmadı. Hayatının bir yerinde dağılıp, parçalarını kendi elleriyle yeniden toplamış herkesin biraz hikâyesi oldu.

Yazar, astrolog ve tarot yorumcusu Seda Ben She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Eylül 2026
Astroloji ve tarot çalışmalarınızda özellikle kadınların hayatlarında en sık karşılaştığınız arayışlar ve dönüşüm konuları neler?
Yıllardır kadınları dinliyorum ve galiba en çok aşkı konuşuyoruz. “Beni gerçekten seviyor mu?”, “Geri dönecek mi?”, “Hayatında başka biri var mı?”, “Beni aldatır mı?”, “Bu ilişki nereye gidiyor?”… Ve zaman içerisinde şunu fark ettim: Kadınlar bazen bir ilişkiyi yaşamaktan çok, o ilişkinin başına ne geleceğini düşünmekten yoruluyor. Çünkü kadın sevdi mi sadece bugünü sevmiyor. Yarını da bilmek istiyor. Bu adam hayatında kalacak mı, ilişkinin adı ne olacak, altı ay sonra nerede olacağız, bir gün değişecek mi… Daha adamla güzel bir pazar kahvesi içiyoruz ama zihnimiz çoktan ilişkinin üçüncü sezonuna geçmiş oluyor. Sonra bir gün “Ben onun için her şeyi yaptım” diyoruz. Belki de gerçekten yaptık. Çok sevdik, çok verdik, çok düşündük, onun derdini kendi derdimizden önce düşündük. Ama iki sağlıklı insanın ilişkisinden bahsediyorsak, burada kendimize sormamız gereken başka bir soru var: Bir insan için her şeyi yapmak gerçekten sevginin ölçüsü mü? Çünkü bazen “çok sevdim” dediğimiz yerde biraz da “çok korktum” olabiliyor. Kaybetmekten korktuğumuz için daha fazla tutuyoruz. Uzaklaşmasın diye daha fazla yaklaşıyoruz. Emin olmak için daha fazla soruyoruz. Ve bütün bunları sevgiden yaptığımız için karşı tarafın neden bunaldığını da anlayamıyoruz. Oysa ilişkinin de nefes almaya ihtiyacı var. Her sessizliği doldurmak, her mesafeyi kapatmak, her değişen ses tonunun peşine düşmek zorunda değiliz. İlişkide alan bırakmak mesafe koymak değildir; bazen sevdiğiniz insanın size doğru gelebilmesi için ona gelebileceği bir yer bırakmaktır. Bir de kadınların söylediğiyle erkeklerin duyduğu her zaman aynı şey değil. Kadın “Beni biraz daha merak et” diyor, erkek “Yaptığım hiçbir şey yetmiyor” diye duyuyor. Kadın “Bizim sonumuz ne olacak?” diyor; aslında “Senin geleceğinde ben var mıyım?” diye soruyor. Erkek ise daha bugünü yaşarken önüne beş yıllık kalkınma planı konmuş gibi hissediyor. Kadın “Eskisi gibi değilsin” diyor; aslında “Beni hâlâ eskisi gibi sevdiğini hissetmeye ihtiyacım var” demek istiyor. Erkek bunu “Yine neyi yanlış yaptım?” diye algılıyor. Kadın “Bir şeyin mi var?” diye tekrar tekrar soruyor çünkü küçücük bir değişikliği bile hissediyor. Erkek ise bazen gerçekten sadece yorgundur. Ama üçüncü “Bir şeyin mi var?” sorusundan sonra, başta hiçbir şeyi yokken artık gerçekten bir şeyi oluyor. Belki kadınlar ne istiyor, erkekler ne anlıyor meselesinin özeti biraz burada. Kadın çoğu zaman daha fazla sevgi değil, sevildiğinden emin olmak istiyor. Erkek ise sevdiği hâlde sürekli bunu kanıtlaması istendiğinde sevgisinin yetersiz bulunduğunu düşünüyor. Sonra kadın güvence almak için biraz daha yaklaşıyor, erkek nefes almak için biraz daha geri çekiliyor. Kadın o geri çekilmeyi “Bak, değişti. Artık beni eskisi gibi sevmiyor” diye okuyor. Erkek ise “Ne yaparsam yapayım yetmiyor” diye düşünüyor ve bazen iki insan birbirini hâlâ severken, ilişkinin sevgisi değil tercümesi bozuluyor. Aldatılma korkusunda da buna benzer bir taraf var. “Beni aldatır mı?” sorusunu ilişkinin merkezine koyduğunuzda bir süre sonra sevgiyi yaşamaktan çok işaret aramaya başlayabiliyorsunuz. Telefon neden sessizde, mesaj neden geç geldi, bu kim, onu neden takip etti… Daha hiçbir şey yaşanmamışken zihniniz yaşanabilecek her şeye hazırlanıyor. Elbette kimse korktuğu için aldatılmaz; ihanetin sorumluluğu ihaneti seçen kişiye aittir. Ama insan bazen başına gelmesinden en çok korktuğu şeyi hayatının merkezine öyle bir yerleştiriyor ki, daha gerçekleşmeden onun huzurunu bozmasına izin veriyor. Korku bazen başımıza gelmeden önce bile bizden bir şeyler almaya başlıyor. Bence mesele kadınların daha az istemesi ya da erkeklerin daha çok vermesi de değil. Kadın ne istediğini bilsin, beklentisi olsun, sınırları olsun. Bir erkeğin ilgisizliğini “alan istiyor” diye romantikleştirmesin. Ama sevgiyle korkuyu da birbirine karıştırmasın. Çünkü birini sevmek başka, onu kaybetmemek için ilişkiyi sürekli kontrol altında tutmaya çalışmak başka. Aşk sürekli geleceği planlayarak yaşanan bir şey de değil. Biraz da bugün güzel olanın içinde kalabilme cesaretidir. Çünkü sürekli “Sonumuz ne olacak?” diye düşündüğümüzde bazen sonunu öğrenmeden önce ortasını kaçırıyoruz. Belki o ilişkiye biraz nefes bıraksanız, karşınızdaki insanı sürekli yarının sınavına sokmak yerine bugünkü hâliyle tanısanız, siz de kendinizi sürekli olacaklara hazırlamak yerine olanın tadını çıkarsanız; aradığınız o güvenli, huzurlu, uzun ilişki zaten yavaş yavaş kendi yolunu bulacak. Belki de kadınların aşkta öğrenmesi gereken şey daha az sevmek değil. Severken kendisini unutmamak, korkarken sevgiyi boğmamak, birinin hayatında kalmasını isterken kendi hayatından çıkmamaktır. Yıllardır kadınları dinledikten sonra şuna inanıyorum: Güçlü kadın, hiçbir erkeğe ihtiyaç duymayan kadın değildir. Sever, bağlanır, özler, hatta bazen saçmalar; hepimiz insanız. Güçlü kadın, sevdiğinde kendisini ilişkinin kapısında bırakmayan kadındır. Çünkü aşkın içinde iki kişi olmalı. Birinin sürekli anlamaya çalıştığı, diğerinin sürekli anlaşılmayı beklediği bir yerde bir süre sonra aşk değil, yorgunluk büyüyor.
Gökyüzünü okuyan ve kalpten yazan bir kadın olarak, bugün hayatında yeni bir başlangıç yapmak isteyen kadınlara ne söylemek istersiniz?
Ben bu soruya “Hayallerinizin peşinden gidin, yeter ki isteyin” diye cevap vermek istemiyorum. Çünkü Türkiye’de kadın olmak bazen istemenin tek başına yetmediğini çok erken öğrenmek demektir. Bir kadın vardır; iyi bir eğitim almıştır, çalışıyordur ama yıllardır kendisini ait hissetmediği bir hayatın içinde “Bu saatten sonra düzenimi nasıl bozacağım?” diye düşünüyordur. Bir kadın vardır; yıllardır evdedir, çocuk büyütmüştür, kendi parasını hiç kazanmamıştır ve içinden bir şey yapmak geçtiğinde ilk düşündüğü şey “Ben ne yapabilirim ki?” oluyordur. Bir başkası boşanmıştır, hem çocuğuna hem eve hem hayata yetişmeye çalışıyordur. Bir diğeri küçük bir şehirde yaşıyordur; hayali vardır ama çevresinde onu cesaretlendiren tek bir insan bile yoktur. Bir kadın da vardır, dışarıdan baktığınızda hiçbir eksiği yoktur. Ama geceleri herkes uyuduğunda kendi kendine “Ben ne ara kendi hayatımın bu kadar dışında kaldım?” diye soruyordur. Ben biraz da o kadınların hepsine konuşmak istiyorum. Çünkü bir kadına ekonomik özgürlüğü yokken “Beğenmiyorsan git”, sermayesi yokken “İş kur”, çocuğunu bırakacak kimsesi yokken “Kendine zaman ayır” demek çok kolay. Hayat böyle işlemiyor. Bazen gitmek için önce para biriktirmek gerekiyor. Bazen çalışmak için önce bir şey öğrenmek, bazen de yıllardır başkalarından duyduğunuz “Sen yapamazsın” sesini kafanızın içinden çıkarmak gerekiyor. O yüzden ben kadınlara “Yarın bütün hayatınızı değiştirin” demiyorum. Bugün kendi hayatınız için küçücük de olsa bir şey yapın diyorum. Ne yapmak istediğinizi bilmiyorsanız araştırın. Bir mesleğiniz yoksa öğrenebileceğiniz bir şey bulun. Paranızı kazanmak istiyorsanız “Ben ne yapabilirim?” diye küçümseyerek değil, gerçekten oturup düşünerek bakın kendinize. Elinizden ne geliyor? Neyi öğrenebilirsiniz? Nereden başlayabilirsiniz? Büyük başlayamıyorsanız küçük başlayın. Ama sırf başlangıcınız küçük diye hayalinizi de küçük sanmayın. Çünkü ilk kazandığınız para belki faturalarınızı bile karşılamayacak kadar az olabilir. Ama yıllardır kendi parasını kazanmamış bir kadın için o ilk para yalnızca para değildir. “Ben de yapabiliyorum”un kanıtıdır ve bence bir kadının hayatında çok önemli bir eşiktir. Çünkü ekonomik özgürlük yalnızca alışveriş yapabilmek değildir. Gerektiğinde kendi kararınızı verebilmek, istemediğiniz bir hayatın içinde sırf mecbur olduğunuz için kalmamak ve en önemlisi kendinize güvenebilmek demektir. Bunları söylerken “Ben her şeyi biliyorum” dediğim bir yerden konuşmuyorum. Tam tersine, ben de kendi yolumu hazır bulmadım. Tarotla başladım, öğrendim, eğitimler aldım, yıllarca insan dinledim. Sonra astroloji geldi; yeniden öğrendim, yeniden çalıştım. Yazmak hayatıma girdi ve bir gün Küllerimle Dans Ettim raflarda yerini aldı. Bugün kendi adıyla büyüyen bir markam, insanların güvenerek geldiği bir danışmanlık alanım ve yazarlık yolculuğum varsa bunların hiçbiri bir sabah uyandığımda hazır değildi. Ben de yaptım. Adım adım yaptım ve evet, bugün geldiğim yerle gurur duyuyorum. Bunu özellikle söylüyorum; çünkü kadınların kendi başarılarını küçülterek anlatmasına gerek olmadığını düşünüyorum. Emek verdiyseniz, düştüğünüz yerden kalktıysanız, kendi adınızla bir şey kurduysanız bununla gurur duymak kibir değildir. Benim için bugün en büyük başarı yalnızca bir kitabımın olması ya da yaptığım işlerin büyümesi de değil. Hiç tanımadığım insanların yazdığım bir cümlede kendilerini bulması, danışmanlık almak için beni arayan bir insanın hayatının en özel yerlerini bana güvenerek anlatması… Bir insanın kendi adını zamanla güven duyulan bir yere dönüştürebilmesi çok kıymetli. Ben bugün en çok bununla gurur duyuyorum. Ama hiçbir kadın benim bugün olduğum yere bakıp kendi başlangıcını küçümsemesin. Çünkü siz sonucu görüyorsunuz. Ben o sonuca gelene kadar kaç kere “Olacak mı acaba?” dediğimi biliyorum. Zaten başarı biraz böyle bir şey: İnsanlar vardığınız yeri görüyor, siz kaç kere yeniden başladığınızı biliyorsunuz. Benim çok inandığım bir söz var: “Kadın, kadının yurdudur.” Çünkü bu ülkede kadınların birbirinin yükünü biraz hafifletmesine gerçekten ihtiyacımız var. İş arayan bir kadın biliyorsanız bir yere önerin. Bir şey üretmeye başladıysa paylaşın. Bir kadın “Ben bunu yapmak istiyorum ama korkuyorum” dediğinde hemen neden olmayacağını anlatmayın. Belki de hayatında ilk kez birisi ona “Bir dene, neden olmasın?” desin. Başka bir kadının başarısı bizim başarısızlığımız değildir. Bir kadının ışığı başka bir kadının ışığını söndürmez. Son olarak şunu söylemek isterim: Herkesin hikâyesi aynı hızda değişmeyecek. Bir kadın bugün başlayacak, altı ay sonra sonuç alacak. Bir başkasının birkaç yılı gidecek. Bazen denediğiniz şey olmayacak. Bazen yanlış insana güveneceksiniz. Bazen yorulup bırakacak, sonra yeniden başlayacaksınız. Bunların hiçbiri utanılacak şeyler değil. Ben kadınlara kusursuz olmalarını söylemiyorum. Kendilerinden vazgeçmemelerini söylüyorum. Çünkü insanın hayatını değiştiren şey çoğu zaman o büyük, sinematik an değil. Bir gün “Ben de bir şey yapacağım” deyip gerçekten ilk adımı atması. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha… Bir süre sonra dönüp bakıyorsunuz ve bir zamanlar sadece hayalini kurduğunuz şey, sizin hayatınız olmuş. Ben bunu biliyorum. Çünkü benimki de öyle oldu. O yüzden bugün bu röportajı okuyan ve içinden sessizce “Benim için artık çok geç” diyen bir kadın varsa ona özellikle şunu söylemek isterim: Geç değil. Belki bugün elinizde çok fazla şey yok. Ama kendiniz varsınız. Oradan başlayın. Kim bilir… Belki birkaç yıl sonra bugün hayalini kurduğunuz hayatın içinde oturup, “İyi ki o gün kendimden vazgeçmemişim” diyen kadın siz olacaksınız.
Instagram: @sedaaaben
She and Girls Yaz 2026 Sayısı Çıktı! Yaz 2026 Sayımızı ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!
Seda Ben yazar astrolog ve tarot yorumcusu
She and Girls Yaz Sayısı 2026 Sayısında Neler Var?
Konuşan Kadı: Yağmur Yumurtacı
Ebru Say: Geleneksel Zanaatın Estetik Dönüşümü
Gülçin Başdeğirmen: “Doğum Haritası Bir Bütündür”
Feyza Caniklioğlu Çanakcı: “Bedeninizde Umutlu Çocuklar Yaşatın”
Sevil Tümkaya: İhtiyaca Göre İngilizce Eğitimi
Harika Sancı: “Kusursuz Ebeveynlik İhtiyaç Değil”
LouMoe: İnanç, Zarafet ve Hatırlayışın Hikâyesi
Ayfer Aydın: “Sağlıklı Bir Cilt Düzenli Bakımla Oluşur”
Hande Yıldız: Bir Dilin Peşinden Madrid’e Uzanan Hikâye
Nil Keskin: “Yeni Dünya’da En Yüksek Titreşim: Özgünlük”
Sezen Özen: “Mali Müşavirlik Sayılardan İbaret Değildir”
Ayris Salcan: İş Dünyasında Güçlü Duruş
Ekin Koşak: “İmza Hücrenizi Tanıyın”
Mine Baş: Mindful Movement Kişisel Egzersiz Eğitmeni
Nihal Sert: Sporda Cinsiyet Eşitliği
Pınar Yıldırım: Pino’nun Ekşi Mayası
Aylin Özer Tepe: “Duygularınızı Müzikle Güçlendirin”
Betül Varel: Medyada Güçlü Duruş
Sevdanur Uslu: Dil Eğitimi ve Yurt Dışı Planlama Merkezi TalkyOnline
