Kaygı Yaşamınızı Yönlendirmesin

Psikoloji, Bilişsel Davranışçı Terapi ve travma terapileri alanında uzmanlaşmış Psikoterapist Hülya Güleç, ruh sağlığı hakkında çok önemli bilgiler verdi. Günümüzde sık görülen kaygı bozukluğunun tamamen ortadan kaldırılması gereken bir duygu olmadığını, belirli bir düzeyde bizi koruyan doğal ve işlevsel bir mekanizma olduğunu vurguluyor. Kaygının yaşamı yönetmeye başlaması halinde destek alınabileceğini belirtiyor. Hülya Güleç Psikoterapist Almanya

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız


“Benim için psikoterapi yalnızca belirtileri azaltmayı hedefleyen bir süreç değil; kişinin kendisini daha iyi tanımasına, psikolojik esnekliğini geliştirmesine, içsel kaynaklarını güçlendirmesine ve yaşamında daha işlevsel değişimler oluşturmasına eşlik eden bilimsel bir süreçtir.”

“Çocuklukta gelişen bazı temel inançlar ve ilişki örüntüleri, yetişkinlikte farkında olmadan otomatik düşünce ve davranış kalıpları hâline gelebilir.”

Röportaj: Banu Çelik

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Öncelikle sizi She and Girls okurları için yakından tanıyabilir miyiz? Psikoterapist olmaya karar verme hikâyeniz nasıl başladı ve bugün çalışmalarınızı hangi alanlarda sürdürüyorsunuz?
Ben Uzman Psikolog, Bilişsel Davranışçı Terapi ve travma terapileri alanında uzmanlaşmış bir psikoterapistim. Psikolojiye olan ilgim, insan davranışlarını, duyguların işleyişini ve yaşanan psikolojik zorlukların arkasındaki mekanizmaları anlama isteğiyle başladı. Zamanla bu ilgi, yalnızca insanı anlamaya değil; değişim, psikolojik dayanıklılık ve yaşam kalitesini desteklemeye yönelik süreçlerde insanlara eşlik etme isteğine dönüştü. Psikoloji lisans eğitimimi İngiltere’de tamamladıktan sonra, yüksek lisans eğitimim için doğup büyüdüğüm ülke olan Almanya’ya geri döndüm. Bugün Almanya’da kendi kliniğimde bağımsız olarak çalışıyor; yüz yüze ve online psikoterapi hizmeti sunuyorum. Çalışmalarımda yetişkin psikolojik sorunlarının geniş bir yelpazesiyle ilgileniyorum. Kaygı bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, ilişki sorunları, özgüven problemleri, duygu düzenleme güçlükleri ve kişilik örüntüleriyle çalışıyorum. Mesleki ilgi alanım ise özellikle travma, bağlanma örüntüleri ve bunların yetişkinlik yaşamı üzerindeki etkileridir. Psikoterapi anlayışımda tek bir ekole bağlı kalmak yerine, bilimsel kanıtlarla desteklenen terapi yaklaşımlarını danışanın ihtiyaçlarına göre bütüncül bir şekilde kullanıyorum. Temel çalışma yaklaşımımı Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) oluştururken, özellikle travma alanında EMDR ve diğer kanıta dayalı travma odaklı terapi yöntemlerinden yararlanıyorum. Gerektiğinde farklı bilimsel temelli müdahaleleri de terapi sürecine entegre ederek her danışanın ihtiyaçlarına uygun bireysel bir terapi planı oluşturuyorum. Psikoterapinin yanı sıra psikoeğitimler, seminerler ve ruh sağlığı alanında farkındalık oluşturmaya yönelik çalışmalar yürütüyorum. Benim için psikoterapi yalnızca belirtileri azaltmayı hedefleyen bir süreç değil; kişinin kendisini daha iyi tanımasına, psikolojik esnekliğini geliştirmesine, içsel kaynaklarını güçlendirmesine ve yaşamında daha işlevsel değişimler oluşturmasına eşlik eden bilimsel bir süreçtir.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT/CBT) ve EMDR, son yıllarda oldukça fazla duyduğumuz terapi yöntemleri arasında yer alıyor. Bu iki yaklaşım hangi durumlarda etkili oluyor ve birbirlerinden hangi yönleriyle ayrılıyor?
Her iki yaklaşım da bilimsel araştırmalarla etkinliği desteklenen psikoterapi yöntemleridir; ancak odaklandıkları alanlar ve çalışma biçimleri farklıdır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), düşünceler, duygular, beden duyumları ve davranışlar arasındaki ilişkiye odaklanır. Özellikle kaygı bozuklukları, depresyon, panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve sosyal kaygı gibi birçok psikolojik sorunda etkili olduğu gösterilmiştir. Terapi sürecinde kişi, işlevini zorlayan düşünce ve davranış kalıplarını fark etmeyi ve bunların yerine daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmeyi öğrenir. EMDR ise travmatik ya da duygusal olarak yeterince işlenmemiş yaşam deneyimlerinin bugünkü etkileri üzerinde çalışır. Terapi sırasında göz hareketleri veya diğer iki yönlü uyarım teknikleri kullanılarak bu anıların yeniden işlenmesi desteklenir. EMDR yalnızca travma alanında değil; bazı kaygı bozuklukları, depresyon ve geçmiş yaşam deneyimlerinin bugünkü etkileri üzerinde çalışırken de olumlu sonuçlar gösterebilen bir yöntemdir. Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir. Danışanın ihtiyaçlarına ve terapi hedeflerine göre bazen BDT, bazen EMDR, bazen de her iki yöntem birlikte kullanılabilir. Önemli olan, kişiye en uygun terapi planının oluşturulmasıdır.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Sosyal medya paylaşımlarınızda sık sık çocukluk deneyimlerinin yetişkinlik yaşamını şekillendirdiğine değiniyorsunuz. Sizce farkında olmadan bugünümüzü en çok etkileyen çocukluk kalıpları nelerdir?
Çocukluk deneyimleri, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla kurduğu temel ilişki biçimini önemli ölçüde etkileyebilir. Çocuklukta gelişen bazı temel inançlar ve ilişki örüntüleri, yetişkinlikte farkında olmadan otomatik düşünce ve davranış kalıpları hâline gelebilir. Örneğin kişi; “Değerli olabilmek için sürekli başarılı olmalıyım.”, “Sevilmek için herkesi memnun etmeliyim.”, “Hayır dersem reddedilirim.”, “Duygularımı gösterirsem zayıf görünürüm.” ya da “Hata yaparsam kabul edilmem.” gibi inançlar geliştirebilir. Elbette bunlar yalnızca birkaç örnektir; buna benzer birçok temel inanç çocukluk yaşantılarıyla şekillenebilir ve kişinin ilişkilerini, iş yaşamını ve kendilik algısını etkileyebilir. Burada önemli olan nokta şu: Çocukluk deneyimleri etkili olsa da kader değildir. Geçmişte öğrenilen bu kalıplar fark edildiğinde ve üzerinde çalışıldığında değişebilir. Psikoterapi, bu örüntülerin kökenini anlamaya, bugünkü yaşam üzerindeki etkilerini fark etmeye ve daha sağlıklı düşünme, duygu düzenleme ve ilişki kurma biçimleri geliştirmeye yardımcı olabilir.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Günümüzde kaygı bozuklukları ve stres neredeyse her yaştan insanın ortak sorunu hâline geldi. Yoğun kaygı yaşayan bir kişi, profesyonel destek almadan önce günlük hayatında hangi küçük ama etkili adımları uygulayabilir?
Öncelikle kaygının tamamen ortadan kaldırılması gereken bir duygu olmadığını bilmek gerekir. Kaygı, belirli bir düzeyde bizi koruyan doğal ve işlevsel bir mekanizmadır. Sorun, kaygının yaşamı yönetmeye başlamasıdır. Yoğun kaygı yaşandığında ilk adımlardan biri, sinir sistemini düzenlemeye yardımcı olacak alışkanlıklar geliştirmektir. Düzenli ve yeterli uyku, fiziksel aktivite, dengeli beslenme, aşırı kafein tüketimini azaltmak ve nefes egzersizleri sinir sisteminin dengelenmesine katkı sağlayabilir. İkinci olarak kişi, kaygılı düşüncelerle gerçekleri ayırt etmeye çalışmalıdır. Kaygı çoğu zaman olası en kötü senaryoyu gerçekmiş gibi algılatabilir. Böyle anlarda “Elimde bunu destekleyen somut kanıtlar neler?” veya “Daha gerçekçi başka bir açıklama olabilir mi?” gibi sorular düşünceleri yeniden değerlendirmeye yardımcı olabilir. Ayrıca kaçınma davranışları kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede kaygının sürmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle kişinin zorlandığı durumlara, kendini bunaltmadan ancak tamamen de kaçınmadan küçük ve kontrollü adımlarla yaklaşması önemlidir. Ancak kaygı uzun süredir devam ediyor, günlük yaşamı, ilişkileri veya işlevselliği belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almak en doğru adımdır. Erken dönemde alınan destek, belirtilerin kronikleşmesini önlemede ve kişinin yaşam kalitesini korumada önemli bir rol oynayabilir.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Travma denildiğinde çoğu kişi yalnızca büyük felaketleri düşünüyor. Oysa bazen yıllarca fark edilmeyen duygusal yaralar da travmatik olabiliyor. Travmayı sizin bakış açınızla nasıl tanımlarsınız?
Travmayı yalnızca yaşanan olayla değil, kişinin o olayı nasıl deneyimlediği ve sinir sisteminin buna nasıl yanıt verdiğiyle değerlendirmek gerekir. Aynı olayı yaşayan iki kişi çok farklı psikolojik etkiler yaşayabilir. Bu nedenle travmanın etkisini belirleyen yalnızca olayın kendisi değil, kişinin o deneyimi nasıl yaşadığı ve işlediğidir. Travmatik yaşantılar arasında savaş, doğal afetler, ciddi kazalar, fiziksel şiddet, cinsel istismar, cinsel saldırı, ihmal ve ani kayıplar gibi kişinin güvenlik duygusunu derinden sarsan ya da yaşamını tehdit eden deneyimler yer alabilir. Bunun yanında çocukluk döneminde yaşanan duygusal ihmal, sürekli eleştirilmek, aşağılanmak, görülmediğini hissetmek veya güvenli bağlanma ilişkilerinin kurulamaması gibi deneyimler de kişinin psikolojik gelişimini ve ilişkilerini uzun yıllar etkileyebilir. Bu tür yaşantılar bazı kişilerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi klinik tabloların gelişmesine neden olabilir. Bunun yanı sıra yoğun kaygı, ilişkilerde güvensizlik, duyguları düzenlemekte zorlanma, değersizlik hissi, sürekli tetikte olma veya kaçınma davranışları gibi belirtiler de görülebilir. Mesleki olarak en yoğun çalıştığım ve en fazla ilgi duyduğum alanlardan biri travma psikoterapisidir. Çünkü uygun terapi yöntemleriyle çalışıldığında, kişinin yıllardır taşıdığı yüklerin hafiflediğine ve yaşadığı olayın artık bugünkü yaşamını aynı şekilde etkilemediğine tanıklık etmek mesleğimin en anlamlı yönlerinden biridir. Bu süreçte EMDR gibi travma odaklı ve bilimsel etkinliği gösterilmiş terapi yöntemleri, kişinin travmatik deneyimlerini yeniden işlemesine, belirtilerinin azalmasına ve yaşam kalitesinin artmasına önemli katkı sağlayabilmektedir.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

Sosyal medyada psikolojiyle ilgili çok fazla bilgi dolaşıyor. Sizce doğru bilgi ile yanlış bilgiyi ayırt etmek için insanlar nelere dikkat etmeli? En sık karşılaştığınız psikoloji mitleri hangileri?
Sosyal medyada psikolojiyle ilgili içerikler, doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığı kadar bilgi kirliliğini de beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle öncelikle bilgiyi paylaşan kişinin eğitimine, uzmanlık alanına ve paylaşımlarının bilimsel kanıtlara dayanıp dayanmadığına dikkat etmek önemlidir. Psikoloji, kişisel deneyimlerden çok bilimsel araştırmalara dayanan bir alandır. En sık karşılaştığım mitlerden biri, “Pozitif düşünürsen her şey düzelir.” anlayışıdır. Oysa psikolojik iyi oluş, olumsuz duyguları yok saymak değil; tüm duyguları fark edebilmek, kabul edebilmek ve sağlıklı bir şekilde yönetebilmektir. Bir diğer yaygın yanlış ise sosyal medyada birkaç belirti okuyarak kişinin kendisine ya da başkasına tanı koymasıdır. Son yıllarda “narsist”, “travma yaşamış” veya “toksik” gibi kavramlar günlük dilde oldukça yaygın kullanılmaya başlandı. Ancak ruh sağlığı alanında tanı koymak, kapsamlı bir klinik değerlendirme gerektirir ve yalnızca sosyal medya içeriklerine dayanarak yapılabilecek bir şey değildir. Bir başka yaygın inanış da “Terapiye sadece çok ağır sorunları olan insanlar gider.” düşüncesidir. Oysa terapi, yalnızca ağır ruhsal bozukluklarda değil; kişinin işlevselliğini etkileyen kaygı, depresyon, stres, uyum sorunları, ilişki güçlükleri ve benzeri birçok psikolojik problemde de etkili bir tedavi yöntemidir.

Öz şefkat, sağlıklı sınırlar koyabilmek ve duyguları bastırmadan yaşayabilmek son dönemde en çok konuşulan konular arasında. Sizce ruh sağlığını korumak isteyen herkesin hayatına mutlaka katması gereken alışkanlıklar nelerdir?
Ruh sağlığı; genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etkenin bir araya gelmesiyle şekillenir. Bu nedenle tek başına sağlıklı alışkanlıklar her zaman psikolojik sorunları önlemeye yetmeyebilir. Ancak bilimsel araştırmalar, bazı yaşam alışkanlıklarının ruh sağlığını korumada ve psikolojik dayanıklılığı desteklemede önemli katkı sağladığını göstermektedir. İlk olarak, duyguları bastırmak yerine tanımayı öğrenmek çok önemlidir. Duyguları hissetmek ya da fark etmek, onları kontrolsüz şekilde dışa vurmak anlamına gelmez. Asıl önemli olan, duygularımızı fark edebilmek, isimlendirebilmek ve onları sağlıklı bir şekilde düzenleyebilmektir. Duygular sürekli bastırıldığında ise genellikle tamamen ortadan kaybolmaz; bunun yerine stres, bedensel yakınmalar veya işlevsel olmayan davranış biçimleri şeklinde kendini gösterebilir. İkinci olarak, sağlıklı sınırlar koyabilmek ruh sağlığının önemli bir parçasıdır. Kendi ihtiyaçlarımızı fark etmek, gerektiğinde “hayır” diyebilmek ve sınır koyarken hem kendimize hem de karşımızdaki kişiye saygıyı koruyabilmek, daha dengeli ve sağlıklı ilişkiler kurmamıza yardımcı olur. Bir diğer önemli beceri ise öz şefkattir. Öz şefkat, kişinin zorlandığında kendisine de bir arkadaşına göstereceği anlayış ve nezaketle yaklaşabilmesidir. Araştırmalar, öz şefkatin psikolojik dayanıklılığı artırdığını; stres, kaygı ve depresif belirtilerle baş etmeyi desteklediğini göstermektedir. Bunların yanı sıra yeterli ve kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, destekleyici sosyal ilişkiler, dijital medya kullanımını bilinçli şekilde dengelemek ve ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almaktan çekinmemek de ruh sağlığını korumayı destekleyen önemli etkenlerdir. Sonuç olarak, ruh sağlığını güçlendirmek çoğu zaman tek bir büyük değişimden değil, günlük yaşamda sürdürülebilen küçük ama istikrarlı alışkanlıklardan geçer. Bununla birlikte, yaşanan güçlükler kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini belirgin biçimde etkilemeye başladığında profesyonel destek almak da ruh sağlığını korumanın önemli bir parçasıdır.

Hülya Güleç Psikoterapist She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ağustos 2026

She and Girls okurlarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Özellikle psikolojik destek almaktan çekinen ya da “Ben tek başıma atlatırım.” diye düşünen kişilere neler söylemek istersiniz?
Psikolojik destek almak bir zayıflık göstergesi değil, kişinin kendisine karşı sorumluluk almasının bir göstergesidir. Fiziksel bir rahatsızlık yaşadığımızda doktora gitmeyi nasıl doğal karşılıyorsak, ruh sağlığımız için destek almak da aynı şekilde doğal ve değerlidir. Elbette hayatın getirdiği birçok zorluğun üstesinden kendi kaynaklarımızla gelebiliriz. Ancak bazen yaşadığımız güçlükler, tekrar eden düşünce ve davranış örüntüleri hâline gelerek günlük yaşamımızı, ilişkilerimizi veya kendimizle olan ilişkimizi zorlaştırabilir. Böyle durumlarda yardım istemek güçsüzlük değil; değişim için atılmış cesur ve sağlıklı bir adımdır.
Unutulmaması gereken önemli bir nokta şu: İnsan yalnızca zorlandığında ya da bir sorun yaşadığında değil; kendini daha iyi tanımak, ilişkilerini geliştirmek ve yaşamla kurduğu bağı güçlendirmek için de terapiye başvurabilir. Ruh sağlığı yalnızca psikolojik belirtilerin olmaması değil; kişinin kendisiyle, çevresiyle ve yaşamıyla daha dengeli ve sağlıklı bir ilişki kurabilmesidir. Kendimize zaman ayırmak, ihtiyaçlarımızı fark etmek ve gerektiğinde destek almaya izin vermek, ruh sağlığımıza verebileceğimiz en değerli katkılardan biridir.

Hülya Güleç Psikoterapist Almanya