Bedeninizde Umutlu Çocuklar Yaşatın

Şiir, resim, müzik ve fotoğraf… Çok yönlü bir sanat pratiği olan sevgili öğretmenimiz Feyza Caniklioğlu Çanakçı ile yeteneklerini ve eğitimdeki başarısını konuştuk. Feyza Caniklioğlu Çanakçı Öğretmen Şair

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız


Bedeninizde, hep şiirler mırıldanan umutlu çocuklar yaşar ve siz o yüzden ya çokça çocuk ya da çok yorgun hissedersiniz. O seslere kulak vermekle geçer bir ömür. Ama içinde bitmeyen bir aşkla. Yaratana ve tüm dünyaya…

Röportaj: Banu Çelik

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Çocukluğunuz, Trabzonlu olmanın sizde bıraktığı duygular ve maneviyatın hayatınızdaki yeriyle birlikte Feyza Caniklioğlu Çanakçı kimdir?
1976 yılının soğuk bir mart ayında, Karadeniz’in hoyrat ve ihtişamlı kültür beşiği şehri Trabzon’da doğdum. Trabzon’un merkez ilçesi Ortahisar’ın en karakteristik mahallelerinden Pazarkapı’da büyüdüm. Çocukluğum, tarihi Kale kapısı semtinin kale eteklerine uzanan, bahçeli bir evde geçti. Küçük bir avludan, kale üzerinde tüm ulaşılmazlığıyla çocukluğum boyunca bana göz kırpan pembe beyaz yaban güllerine hayranlığımla resmedilmiş bir öykü gibi hatırladığım bir evde… Geniş bir ailede yaşamış olmanın tüm olumlu ve olgunlaştırıcı etkileriyle bir çocukluk yaşama şansına erişmiş olmak tarif edilemez. Bahçesindeki incir ağaçlarıyla, toprağına açılan oyun çukurlarındaki ışıldayan misketleriyle, güneşli günlerdeki tükenmeyen umutlarıyla unutulmaz bir çocukluk… Daha komşuluklar ölmemişken… Birinin derdi bizim de derdimizken… Küçücük dünyalarımızda kocaman evrenler büyütürken… Hayatımdaki en önemli değerleri içimin en kuytu köşelerine ilmek ilmek kazıyan canım annem, canım babam ve canım halalarımla geçen bir çocukluk öyküsü benimki. Balık tezgahındaki balıklara imrenip bakakalan bir çiftin arkasından koşup, o bir poşet dolusu balığı ellerine tutuşturan, gönlü merhametle örülü bir babanın kızı olmak anlatılamaz… Mahallenin kedilerini elleriyle besleyen, elleri de, yüreği de her şeye yeten bir annenin kızı olmak unutulamaz… Beni, bana yıllardır bir şiir gibi fısıldayan bu şehirde yaşıyor olmak benim en kazançlı yanım… Denizlerinin derin maviliğinde küçük öyküler biriktirdiğim bu kent… Maneviyatımın temel taşları hepsi tek tek… Kültürler beşiği bir şehrin kalbinde, beş taş oynadığım sokaklarında, erik ağaçlarına uzanan ellerimle çizdiğim, benim en renkli resmim bunlar belki de…

Başlangıçta psikoloji okumayı hedeflerken resim öğretmenliğine yönelmişsiniz. Bu kırılma noktası nasıl gelişti? Sanata yatkınlığınızı ilk ne zaman fark ettiniz?
Sırasıyla Trabzon İskenderpaşa İlkokulu, bugünkü adıyla Trabzon Kanuni Anadolu lisesi ve Trabzon Fatih Eğitim Fakültesi Resim- İş Öğretmenliği. Hayatıma yön veren canım ilkokul öğretmenim Sevgili Sezer Yıldız. Onun rehberliği ve tükenmeyen örnek azmiyle, sevgisiyle güzelleşen ilkokul yıllarımdan sonra liseyi kazandım. Yaşamımda çok önemli izler bırakan bir yedi yılı da ömre yazılan anılar gibi canım okul arkadaşlarım ve kıymetli öğretmenlerimle paylaştım. Sonrasında kendimi, çocukluk yıllarımdan beri ruhuma hep yakın bulduğum psikoloji alanında planlar yaparken buldum. Çok yüksek puanlı üniversitelere inatla giriş çabalarım, 3. yıl deneyişimle son buldu. Bir boşluğun ortasındayken, portreler yapmaya başladığım aylarda, eski gizli kahramanım resmin beni mutlu edebildiğini keşfettim. Yeteneğimin içimdeki keşfi çok da sürpriz değildi, sadece bu yanımı görmezden geldiğimi fark ettiğim zamanlardı bu yıllar. Mutluluk, insanın fırsat verdikleriyle yüzleşmesiydi belki de. Oysa hep bir fazla düşünceli, ne olursa olsun kendinden önce karşı tarafı düşünüp kollayan, hep farklı pencerelerde gözü olan bir çocuktum. Ve bir o kadar da tedirgin, olumsuzluklar çağıran, sabırsız, kaygıları boyunu aşan bir çocuk. Gölgelerden koloniler kuran, ayrıntılarda boğulan. Ve hatta içinde doğup büyüdüğüm, tahta merdivenle üst kata açılan eski, ahşap ama bana bir o kadar da mutluluk veren evimizin trabzanlarına düşen ışık hareleriyle kendi kendine konuşan bir çocuktum. Her şeyde bir siluet görmeye çalışan bir çocuk. Tasalarıyla mutlu olan, yalnızlıklarını, içinin sessiz çığlıklarında dünyalar kuran. Yıllarca bu içe dönüşleri yaşayan bir çocukken, yeniden keşfettiğim resim yeteneğimin bir nevi üzerine giderek, kıymetli resim öğretmeni Osman Uzun’la yıllar sonra yollarımız kesişti. Bana benden daha çok inancı ve desteğiyle hazırlandığım resim bölümü sınavlarını bir buçuk yılın sonunda bölüm 4. olarak burslu kazandım. Hayatıma vazgeçilmez anlamlar yükleyen dostluklarımla ve yaşam boyunca farklı pencerelerden bakmamı sağlayan kıymetli öğretmenlerimle geçen bu yılların değeri paha biçilemez.

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Şiir, resim, müzik ve fotoğraf… Çok yönlü bir sanat pratiğiniz var. Bu disiplinler yaşamı anlamlandırma sürecinizde nasıl bir rol oynuyor?
Yaşamda birçok tanımsızlıkla karşı karşıyayız çoğu kez. Oysa içimizdeki dengelerin bozulduğu anlarda elimizden tutacak bir şeylerimiz olmalı. Bize nefes olan, bize dair ayrıntılarla, belki yokluklarla adam ettiğimiz. Bilinmeyenlerimi keşfetmeye başladığım günlerden bu yana içimde konuşan birileri vardı sanki hep. Ayrıntılara boğulan, mantıktan önce duygusallıkla yollara çıkan, inip çıkan. Hayata kimseler görmeden şiirler yazan. Yıllardır dayanamayıp satırlara dökülen şiirler, içimde yarım kalanlara ya da hiç olmayanlara dair. Düşlere yolculuk, hayattaki en konforlu şey, en özel şey belki de… Şiir yazarken kendimin gizli kapılarına ulaşıyor gibiyim. Tüm düşler benimmiş ve dünyanın en keyifli insanıymışım gibi hissediyorum. Geceler ve gündüzler hep benimmiş gibi geliyor. Özellikle serbest ölçülerle yazsam da bütününde dikkat ettiğim hece ölçüleri oluyor mutlaka. Etkileyici başlangıç ve sonlarla yazmayı çok seviyorum. Özellikle bitiriş dizeleri benim için çok önemli. Yazarken müzikle birleştiğinde de bence çokça anlam kazanıyorlar. Müziğin, yaratıcılığı da hassasiyetleri de hayata yüklenen anlamları da katbekat artırdığını düşünüyorum. Müziksiz hiçbir sanatın duygusunu, felsefesini derinden hissedemeyiz bence. Bizi o estetik kaygılara çağıran hep müzik olmuştur. O yoksa hep bir eksiktir duygu. Ve belki de içimde hiç susturamadığım seslerin kaynağı bu derttendir. Sanatta da işte insanın bir derdi olmalı. İşte o dertle hesaplaşmalı! Kederi de sevinci de aynı terazide tartmalı çünkü hepsi aynı annenin çocukları. Resim yaparken birçok sorunun ötesine geçebiliyorsunuz tıpkı şiirler yazdıran zamanlardaki gibi. Siz ve söylenecekler var fırçanızın ucunda. Resim de bu böyle benim için. Melankolik bir ruh hali ve anlık duygusal çözümlemelerle baş başasınız. Ve fotoğraf sanatı… Aslında hayatımdaki uzun soluklu bir yolculuklardan. İçinde olmazsa olmaz estetik duygusu, kimi zaman tüm gerçekliğiyle hayat. Fotoğraf sanatında aslında şimdiye kadar değindiğim tüm dinamikler çok önemli rol oynuyor. Hepsi birer lego parçası gibi birbiri içindeyken, eksik bir parça bütüne ulaştıramaz sizi. Fotoğraf sanatındaki ışık-gölge, grafik, parça –bütün, oran – orantı ilintisi ve odaklar da böyle. Resim sanatında işlevselliği olan her yapı, fotoğraf sanatında da karşımıza çıkıyor çünkü aynı nehirde yıkanmış ruhları buluşturuyor ortak sesimiz olan sanat. Sanat aşkı içinizde ya vardır ya da hiç olmamıştır. Bedeninizde, bu nedenle hep şiirler mırıldanan umutlu çocuklar yaşar ve siz o yüzden ya çokça çocuk ya da çok yorgun hissedersiniz. O seslere kulak vermekle geçer bir ömür. Ama içinde bitmeyen bir aşkla. Yaratana ve tüm dünyaya…

Görsel sanatların özellikle çocuk gelişimi üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir eğitimci olarak bu alandaki gözlemleriniz neler?
Görsel Sanatlar çok geniş bir yelpaze. Sanatın insanı bütünleyen yönlerini her şeye aç bir çocuğa bilişsel yöntemlerle sunmak biraz sabır ve zaman isteyen bir süreç. O doygunluğa erişmesine önce fırsatlar vermeli. Düşlemekle, hissettiklerini anlamlandırmasına ortam sağlamalı. Bu kesinlikle başlarken didaktik olmamalı. Onu tamamlayan her duygunun zaman içinde bir karşılığı olacaktır. Sanatta resim, çocukların el-göz koordinasyonunu, ince motor becerilerini, zamanla soyut kavramları somuta çevirme yetisini geliştirir. Sanatın insanı dönüştüren o büyülü hali, çocuğun kendini keşfiyle de çok orantılı. Onların algıları hep çok açıktır. Nesnel olan her ne varsa aslında, zihinlerinde her biri için oluşturdukları farklı dünyalara doğarlar. Yorumları karmaşık görünse de kendi içinde bir mantıkla örülüdürler. Çocuklar kolay kolay unutmazlar. Duyguyu da ayrıntıları da… Onların keşfi çok daha renklidir. Görsel Sanatların insana kattığı farkındalık, aidiyet ve özgün düşünce eğilimleri bu keşifte çok yol gösterici bence. Sanatla iyilikleri taçlandırıyoruz. Bakmıyor, görüyoruz. Duymuyor, dinliyoruz. Duyarlı insan olma felsefesini tüm hayata yayıyoruz belki de. Böylelikle sanatın yaşama dair olma felsefesine ulaşıyoruz onlarla çünkü sanat birleştirir, farklı pencereler yaratır. Hedeflenen, hayatın her durağında bu pencerelerden birlikte bakabilmektir.

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Resimlerinizde dokular, atık malzemeler ve farklı teknikler kullanmak istediğinizi belirtiyorsunuz. Bu üretim dili sizin iç dünyanızı nasıl yansıtıyor?
Aslında resme şu ana dek istediğim geniş zamanları ayırmış değilim hala. Fırsat buldukça elime aldığım çoğu kez karakalemler oldu. Özellikle karakalem portreler ve doğa etütlerini seçtim. Bunun yanında özellikle içinde doku hissini fiziken yaşatan resimler hayal ettim hep. Realist portreler ve beraberinde soyut yorumlamalarıyla doku hissi katan her şey olabilir. Hayallerimi süsleyen, resmin bütününe melankoliyi taşıma fikri. Yaşanmışlıkları resme bu yolla çok daha gerçekçi bir şekilde katabilirim diye düşünüyorum. Yaşamdan kesitlerle, tüller, ağaç dalları, kumaş parçaları, kırık dökük nesneler vs. Resimlerin içinde, yaşanmış bir öykünün yorumlandığı gibi bir etkiden bahsetmek istiyorum. Kullanılan o her yaşamdan parça, belki de canlı bir imza niteliği taşıyor.

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Fotoğraf, şiir ve görsellerden yola çıkarak oluşturduğunuz dijital tasarımlarınızda “içimdeki ben” dediğiniz kavramı biraz açar mısınız?
Dijital tasarımlar da oluşturmaya çalışıyorum, kendi fotoğraflarımdan yola çıkıyorum. Yüksek çözünürlüklü fotoğraflarımdan oluşturduğum dijital tasarımlarla ilk kez pandemi döneminde buluştum. Bu buluşmaya aracı olan da Bursa’da üretim yapan köklü bir tekstil geçmişi olan REİSOĞLU firmasıydı. Kendi markaları olan MODAFABRİK adındaki oluşuma, yaratıcı tasarımcılar konumuyla katılmış oldum. Benim gibi birçok katılımcının oluşturduğu dijital görsellerle bu platformda çok kaliteli zamanlar paylaştım. Şirket kurucularından SAİT REİSOĞLU ’na bana ve diğer tasarımcı arkadaşlarımıza verdiği destek için buradan teşekkür etmek isterim. Bu dönemde oluşan her tasarım kendime güvenimi tazeledi diyebilirim. Bazı tasarımlarımı kendi tekstil fabrikalarında baskıyla hayata geçirdim. Rengarenk bir dünyaya açılan desenlerim oldu. Baskılardan çıkan kumaşlar birçok dostumun evini süsledi. Hatta pandemi dönemindeki ilk tasarım kumaşlı maskeler yine bu markanın ürünleriydi. Bundan sonrasındaki en büyük hayalim, kendi tasarımlarımın tekstil ürünleriyle buluşması. Bir önlükte, bir perdede, bir yastık kılıfında form bulması… Çünkü hepsi benim karelerimden yola çıkılarak oluşmuş desenler. Her biri benim rengim, benim çizgim. Tümü bana ait duygularla şekillenen grafiksel düzenlemeler. Fotoğraflarımda yer alan bir bahar dalı ya da herhangi bir yüzey grafiksel dokunuşlarla bambaşka bir düzenle karşımıza çıkıyor. Sanattaki dönüşüm, değişim duygusu muhteşem bir duygu. Günün birinde umarım kendi markamla bu desenleri sunabilir, insanların yaşamında bu yolla da yer alabilirim. Bu benim için çok çok önemli.

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Mayıs 2026

Katıldığınız yarışmalar arasında özellikle 100. Yıl Cumhuriyet Marşı Güfte Yarışması’nda ilk 100’e kalmanız dikkat çekici. Bu süreç size neler kattı? Sonrasındaki beste aşaması ve duygusal kazanımlarınızdan bahseder misiniz?
Öğrencilik ve öğretmenlik hayatımda ara ara katıldığım yarışmalar oldu. Bugüne kadra katılım sıklığını belirleyen etken tamamen psikolojim oldu. Türkiye Fotoğraf Federasyonu’nun düzenlediği fotoğraf yarışmalarına zaman zaman katıldım. Meslek hayatıma ilk Bayburt ilinde başlamak çok güzel ve unutamadığım bir deneyimdi. Çok güzel insanlar tanıdım. Resim, fotoğraf ve şiir hep hayatımda oldu. Zaman zaman karma resim ve fotoğraf sergilerine katıldım. 2019 yılında BEYMEN CLUB’ın düzenlemiş olduğu “BeymenClublaYazHiçBitmesin” temalı fotoğraf yarışmasında Türkiye birinciliğim var, beni çok heyecanlandıran. Çeşitli sergilemeler. 2022 yılında geldiğimizde de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinatörlüğünde, cumhuriyetimizin 100.yılı adına düzenlenen 100. YIL CUMHURİYET MARŞI GÜFTE YARIŞMASI ’na tesadüfen katıldım. Üç güfteyle yarıştığım yarışmada şiir etabında 2259 eser arasında GURUR GÜNÜM adlı şiirimle ilk 100’e seçildim. Süregelen aylarda İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’nde düzenlenen törenle ödüllerimizi aldık. Sonrasında beste etabı başladı. Beste etabına ise 147 eser katılımda bulundu. Bunlardan biri de benim şiirimdi ve ikinci etapta o bestelerden biriyle yarışan benim dizelerim olsun çok istedim gerçekten. İlk ulaştığım kişi Trabzon Akçaabat Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Öğretmeni OSMAN ÖKSÜZOĞLU oldu. Çok yoğun programlarından ötürü yarışmaya katılımda bulunamadı ancak süreç sonunda şiirime yapılan bestelerden birinin stüdyo kayıtlarına bizzat okulu müzik bölümü öğrencileriyle büyük bir destek verdi. Hocamın bu değerli katkısını ve manevi desteğini herhalde ömür boyu unutmayacağım. Beste arayışında ünlü ünsüz, yaklaşık 200-300 akademisyen orkestra şefi ve piyaniste kendi çabalarımla yaklaşık bir yıl boyunca ulaşmaya çalıştım. Yılın sonunda, 5 kıymetli müzik insanıyla 5 güzel besteye ulaştık. Adana Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası şeflerinden, besteci ve fagot sanatçısı Sevgili ERAY İNAL. Bana, tüm disiplini ve beyefendi duruşuyla destek olan ikinci kişi oldu. Eserinin stüdyo kayıtlarında Trabzon Akçaabat Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümü öğrencileri de yer aldı. Finallere kadar gösterdiği sabır ve anlayış için Eray İnal Hocama müteşekkirim. Ve solo piyano, oda müziği ve orkestra eserleri besteleyip icra eden piyanist Sevgili BOGATAY KÖPRÜLÜ. Sevgili eşi piyanist BİRCE POLAT ile ortak seslendirdikleri eşsiz bestesi ile sözlerime hayat verdi. Onları tanımış olmak benim için bir şerefti. Müzik direktörü, şef ve besteci Sevgili TURGUT ONUR AVDAN. Kendisiyle tanıştığım ilk günden finallere değin hep moral veren kendine münhasır kişiliğiyle, özverisiyle bu yolda bana destek veren hocalarımdan oldu. Dizelerime hayat katan hocamın eserini ise profesyonel şarkıcı, söz yazarı ve vokal eğitmeni Sevgili BEGÜM AKMAN YENİLEYEN seslendirdi. Yarışmaya kendi ilim Trabzon’dan katılım sağlayanlar arasında da Trabzon Üniversitesi Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı akademisyen, koro şefi ve ses eğitmeni Sevgili ÖZLEM AYDIN hocam vardı. Muhteşem ses hakimiyeti ve disiplini olan hocam, kendi bestesini yine kendi seslendirerek yarışmada yer aldı. Ve son olarak da yine Trabzon Üniversitesi Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı akademisyen ve koro şefi, Sevgili KÖKSAL AYŞAN. Kendi eserini müzik bölümü öğrencileriyle seslendirerek yarışmada beni yalnız bırakmadı. Her bir hocama ne kadar teşekkür etsem azdır. Yarışmalar uzun soluklu olduğu için bu süreçlerde olan paylaşımlar çok değerli. Süreci yönetmek ve zamana rağmen sabırla beklemek, iletişimi korumak çok önemli. Yarışmada ilk beşe giremesek de sadece katılmak ve bu gurur verici temalı etaplarda yarışabilmek, yeni yarışmacılarla tanışmak, arkadaşlıklar kurmak anlatılamaz bir deneyimdi. Cumhuriyetimizin 100. Yılına özel bir platformda bir öğretmen olarak 5 kıymetli eserle yarışmaya dizelerimle ortak olmak, güzel ilim Trabzon’umu temsil ettiğim, sanatın ve müziğin o evrensel diliyle buluşmak, kısa bir süre için bile olsa çok özeldi. İçimde coşkun nehirler gibi akan müziğin içinde bir yerlerde gezinmiş olmak da böyleydi.

Öğretmen Feyza Caniklioğlu Çanakçı Eseri

Kendinizi tanımlarken hassasiyet, merhamet ve içselleştirme gibi güçlü duygulara vurgu yapıyorsunuz. Bu özellikler sizi nasıl şekillendirdi? Hem besleyen hem zorlayan yönleri neler oldu?
İnsan zaman içinde yaşadıklarıyla törpüleniyor. Genlerle gelen her özellik yaşam denen bu tuhaf karmaşada bazen şekil değiştirebiliyor. Yapı olarak kuralcı olmam -ki bu yönümü bazen çok abartıyorum- bazen beni de karşı taraftakileri de yormuyor değil. Çok sıkıcı olabiliyorum. Aileden gelen yapısal özellikler de insanı gelişirken çokça etkiliyor. Aşırı ayrıntılara takılma gibi bir hassasiyetim var. Bir mekân tarif ederken imar planına kadar geri gidebilirim. Ve yine çocukluk yıllarımdan süregelen, her şeye önce bir olumsuz taraftan bakma zafiyetim de beni yıllar içinde aşırı temkinli ve hatta şüpheci olmaya itti galiba. Hayata ve insanlara daha pozitif bakmayı çok isterdim. Bu da zaman zaman insanı aşağı çeken bir psikoloji yaratıyor. İçe kapanışları çok yaşıyor oluyorsunuz. Aşırı hassas, duygusal ve beraberinde melankolikseniz kendinizi açıklama odalarına ihtiyaç duyuyorsunuz sanki. Acılardan besleniyorsunuz bir nevi. Ya anlaşılmayı umarak yalnızlığı seçiyor ya da yıllar sonra olduğu gibi sessizliğinize taçlar takıp, yutkunup devam ediyorsunuz. Her şeyi içselleştirmeyi çok yoğun yaşamak, inanın ki bu hayatta çok acı veriyor. Yaşanan karasızlıklarım da… Duygunun gün yüzünü çok samimi bulmam. Bu yüzden gündüzlerde hayal kurmayı da gönlüme kulak vermeyi de çok sevmem. Merhamet duygusu belki de beni ben yapan en önemli duygu. Hala bu yeryüzünde merhamete tutunarak nefes alabileceğimizi düşünüyorum. Boşlukta kalan bir çocuğa, cebinde yoklular taşıyan bir babaya, yoldaki çaresiz hayvana… Gönlü zengin büyütülmemin tezahürü bunlar. Mükemmeliyetçiliğim ve inancım belki de beni geliştiren yanlarım. Hep özel hissetmek ve hissettirmek üzere yaşlanabilirim. Fark yaratmak üzerine kurulu bir içsel yolculuk benimki. Fark edenlerle o anları yaşamak en büyük şansım. Yıllar sonra sırf yapabilirliğimi test etmek için, hayran olduğum heykel sanatına da kıyısından dokunmaya çalıştım. Ortaya ilk deneyişime rağmen beni mutlu edebilen bir eser çıkarttım. Ben mutluysam, her şeyi yönetebilmişimdir diyebiliyorum. En yaratıcı eserler mutlaka en karmaşık, yoğun duygulardan doğuyor. Ama içinde mutlaka bir aşkla, farkındalıkla… Ve belki de hayatın toplamı, hissetmekle var olmak arasındaki o eşsiz algılar bütünüdür.

Peş peşe yaşadığınız aile kayıpları hayatınızda derin izler bırakmış. Bu süreç sizi nasıl dönüştürdü? Güçlü kalma motivasyonunuzu nasıl inşa ettiniz?
Doğumdan bu yana hayatı paylaştığımız anne ve babalarımızın kendi kimliklerimizin oluşmasında etkisi kuşkusuz çok büyük ve özel. Bu bağın sınırlarının farkına sanırım yaşayacak olduğumuz acı kayıplarla varıyoruz. Bir ömrünüzü madden ve manen inşa eden yaşama sebeplerimizin yokluğunu belki de şiirlerime de konu olan yurtsuz kalma kavramıyla tarif edebilirim. Yönlerini bulamayan biri halini alabiliyorsunuz bir süre. Anne ve babamı üst üste o amansız kanser hastalığından kaybettiğim dönemlerimde bende oluşan en büyük travma bu soğuk yurtsuzluk sahipsizlik duygusuydu. Ama hayata devam etme gerekliliği ve sorumluluklar, birçok acının üstüne geçici perdeler çekebiliyor. Geriye, onlardan bize emanet vefakâr kardeşlerinize, çekirdek ailenize ve gerçek dostlarınıza tutunmak kalıyor. Hayat devam ediyor belki iteleyerek ancak yaşadıklarımızın şeceresini tutmak yine büyük bir acıyla bize düşüyor. Hayatı bu acılarla eksi birle baştan kabullenmişiz aslında hiç tahmin bile edemeden. Ve her şey çok olası geliyor. Akıl yormak da çaresizlik oluyor bazen. Sadece gücünüze odaklanmakla baş edebileceğinizi keşfettiriyor zaman. Gücünüzü tevekkülden alıyorsunuz. Aslında hepimizin anne ve baba hasreti çeken umutla umutsuzluk arasında gidip gelen şefkate hasret çocuklar olduğumuzu anlıyorsunuz. Ebeveynlerimizin bile…

Geleceğe baktığınızda; duygusal, sosyal ve sanatsal anlamda nasıl bir yaşam hayal ediyorsunuz? Doğaya, hayvanlara ve insan ruhuna duyduğunuz saygı bu hayalin neresinde duruyor?
Her birimizin hayata tutunma yolları mutlaka farklılıklar gösterir. Gönlünüzde yatan aslanların peşinden gidersiniz. Beraberinde neler hissederek, paylaşarak ve hayatlara ortak olarak devam ettiğiniz çok önemlidir. Hayatta kendine güvenli yaşamak da çok önemli. Ben bunu hep es geçtim diyebiliyorum şimdi. “Ayrıntı her şeydir “tanımını çok önemsiyorum. Bu hayat boyu böyle oldu benim için. Farkları yaratan, içimizdeki sesler ve ortaya çıkış hikayeleridir. Doğru bildiklerimizden, onurlu duruşumuzdan, vicdan ve merhamet duygularımızdan yola çıktığımız her yol çiçek açar. Yeter ki gönlümüz olsun.Dünyayı kurtaracak tek şey varlık duygusuna olan saygıdır. Yaratandan ötürüdür her sevgi, her saygı, her vicdan…Etrafımda vicdan duygusu yüksek, sevgiden umudunu kesmemiş, doğayı kucaklayan, hayvan sevgisiyle büyümüş insanlar olsun istiyorum. Bir kediyi, bir köpeği sokağa terk edebilen birinin nasıl insanım diye yaşamaya devam edebildiğine inanamıyorum. Çocuklarımız sokaklarda evlerindeki gibi korkusuzca gibi oynayabilsin istiyorum. Dünya üzerinde tek bir çocuğun bile yokluktan ağlamadığı dünya hayalleri kuruyorum ben de. 50 li yaşlarımda hala geç kalmamış olduğumu umduğum sanat dolu yılları düşlüyorum. Resim, edebiyat ve fotoğraf sanatları, yaşarken heybemize attıklarımızdan beslenen disiplinler. Yeteneklerimin var olduğunu düşündüğüm bu alanlarda kalıcı eserler verebilmek en büyük dileğim sağlık ve sevgi dolu bir ömür isteğinden sonra. Yurdumda ve dünya üzerinde hiç görmediğim toprakları keşfedip fotoğraflamayı, hep hayalim olan şiir kitabımı günün birinde kitaplaştırmak çok istiyorum. Resimler ve fotoğraflar, ruhunuzda gezinen şiirlerin yelkovanıdır. Düşlere saklanmış ayrıntıları sanatla bezemek ve bunları eş ruhlarla paylaşmak hayatın bence keyifli yanlarından biri. Ve belki bir gün, beni anlatan her desenimin tekstil dünyasında bir yer bulmasını diliyorum. Henüz çok başında olsam da.
Dünya bir evcilik oyunu bizler için. Yarım bir rüyada yaşıyor insanoğlu. Artık dünya barışı dilemek zorunda kalmak çok kahredici bir duygu. Tüm bu dünya kaosundan önce ruhlarımız sonsuza dek susacak diye korkuyorum.

ŞİİRLERİM

HAYAT, BAHARINDA

Uzun bir yolculuğun ortasındayım
Biliyorum soğuk rüzgarların eseceğini
Üzerimde benden başka bir şey yok
Yok, kendimden başka kucak açtığım
Güneşleri çağırma bana
Elbet bulunur bir ışık yollarıma
Çiçekler dalında güzel
Hayat, baharında…
Kucak dolusu özlemle nereye gitsem
Şimdi hangi uzak anne sesiyle uyanırım rüyalarımdan
Sıcak bir ekmek kokusuyla hangi çocukluğa yeniden tutunurum!
Bitmeyecek bir yolda,

Alevi hiç sönmeyecek özlemlerle
Şimdi hangi celsesindeyim hayatın
Temize çekilecek birşeyler varsa söyle,
Vakitsiz sözler kitabından bir cümle seçtim kendim için.
İlk harfi bende kalsın
Bırak, hayat ne getirirse kabul et!
Sesimi duy; yalansın!

FEYZA ÇANAKÇI

TRAMVAYDA

Şehirler geçiyor önümden.
Yolları uzaklara çağıran sokaklar…
Eski bir tramvaydayım.
Biletlerim kesilmemiş hayattan.
Rüzgarlar vuruyor ıslak pencerelere.
Kapı önleri eski vedaları gözlüyor
İnsanlar gidiyor.
İnsanlar geliyor..
Yol haritaları çoktan çizilmiş sanki.
Ve uzak bir sen geçiyor gözlerimin önünden.
Hayatı sorgulamak kalıyor geriye bir tek senden.
Dünya küçükmüş diyorum.
Ve anlayamadığım kadar büyükmüş belki de.
İncelikler ortasında bir sovalyeyim artık ben.
Tüm yazıtlarda sanki benim adım …
Sınırları çizilmemiş bir coğrafyada
Tozlanmış, çıplak ayaklarım..

FEYZA ÇANAKÇI

Ayrıca benim hesap adreslerimi de belirtebilecek misiniz takip için? @feyzacaniklioglucanakci ve @huma_ndreams @seyritat

She and Girls İlkbahar 2026 Sayısı Çıktı! İlkbahar 2026 Sayımızı ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!

Feyza Caniklioğlu Çanakçı Öğretmen Şair

She and Girls İlkbahar Sayısı 2026 Sayısında Neler Var?

Azra Betül Erdoğdu: Markaların Görünmeyen İzleri

Filiz Çetinkaya: Gayrimenkulde Başarının Sırları

Meltem Ceylan: Meltem Ceylan ile Alan Açmanın Sanatı

Buse Gül Aytunç: Panik Yok Anneciğim Ben Geldim!

Ceyda Atılgan: Hareket ve Ritmin Merkezi CEYDANCE

Ceylan Damla Kocamanlar: RE-PROGRAMMING ile Kendini Bilmek

Hüma Özlü: “Gerçek Adımlarla İlerleyin”

İzel İrem Gürgan: “İlham Veren Hedeflerinizi Bulun”

Miami’de Güvenli Doğum Danışmanı ŞEBNEM SARAÇOĞLU

Şeyda Yılmaz: Kariyerde Çoklu Dilin Önemi

Yasemin Tüylü: “Nefesin Değişirse Kaderin Değişir”

Derya Demir: “Bedeninizin ve Ruhunuzun Sesini Açın”

Metanet Dalgül: Dilin Ötesinde Bir Sistem Kurmak

Selen Muratoğlu: “İçsel Gücünüzü Yeniden Keşfedin”