Fırçalarda Zamanın İzleri

Çalışmalarını, bugünün resim sanatında resmi bir nesne olarak değil, yaşayan bir süreç olarak ele alan; kusuru, bozulmayı ve dönüşümü resimlerinde bir araştırma alanına dönüştüren bir hatta yerleştiriyor. Resimlere, tamamlanmış bir görüntüden çok, zamanın yüzeyde bıraktığı izler olarak varlık kazandıran Ressam Suğra Şişman ile harika bir röportaj gerçekleştirdik. Suğra Şişman Ressam Dönüşüm Sanatı

She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.

Instagram Hesabımız

“Rot adlı resimlerimde merkez aldığım temel düşünce, çürümenin yalnızca bir biyolojik süreç değil; aynı zamanda insanın içsel yapısında, bilinçaltında ve varoluşunda sürekli devam eden bir çözülme ve yeniden oluş alanı olduğudur.”

Röportaj: Melek Şenol

Suğra Şişman Ressam She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Aralık 2025

Sizi hiç tanımayanlara kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik ve Cam Bölümü mezunuyum. Üretimlerimde sezgisel ve özgür anlatım biçimlerini bir araya getirmeyi önemsiyorum. Resmi, önceden belirlenmiş kompozisyondan çok, sürecin kendisinin yön verdiği bir alan olarak ele alıyorum. “ROT “başlıklı yeni bir üretim sürecindeyim. Bu süreçte ROT çalışmaları, benim için yalnızca bir teknik değil; düşüncenin, duygunun ve bilinçdışının yüzeyde bıraktığı izlerin görünür hâle gelmesidir. Boya, çizgi ve dokuların kontrollü olmaktan çıkıp kendi akışını bulmasına izin verdiğim bu üretimler, resimle kurduğum daha içgüdüsel ve doğrudan bir ilişkiyi temsil ediyor. Ve çalışmalarımda deformasyon, katman ve iz kavramları resimlerimde zaman duygusunu ve zihinsel parçalanmayı temsil eden temel öğelerdir. Bu üretim sürecinin dışında, özel bir kurumda çocuklara ve yetişkinlere resim eğitimi veriyorum. Pedagojik olarak, çocukların sanatsal ifade süreçlerinde spontane davranışların, sezgisel renk seçimlerinin ve özgür biçim kurulumunun gelişimsel açıdan büyük önem taşıdığına inanıyorum. Çocuklarla çalışmak, sanat eğitiminin yalnızca teknik beceri aktarımı olmadığını; aynı zamanda yaratıcı düşüncenin, sezgisel kavrayışın ve özgüvenin desteklenmesi gerektiğini hatırlatıyor. Bu bağlamda derslerimde, çocuğun bireysel ifade kapasitesini artıran deneysel yaklaşımlara yer veriyor ve sanatın gelişimsel boyutlarını takip etmeye önem veriyorum. Sanat pratiğim ile eğitimcilik deneyimim birbirini karşılıklı olarak besliyorum. Bir yandan malzeme merkezli araştırmalarımı derinleştirirken, diğer yandan çocukların ve yetişkinlerin yaratıcılık süreçlerini gözlemlemek, sanatın pedagojik ve psikodinamik yönlerini daha geniş bir çerçevede değerlendirmemi sağlıyor. Bu iki dünya arasında kurduğum köprü hem üretimime hem de sanat eğitimine yönelik yaklaşımıma rehberlik ediyor.”

Suğra Şişman Ressam She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Aralık 2025

Çalışmalarınızın merkezinde yer alan ana fikri nasıl tarif edersiniz?
Resimlerimin merkezinde, içsel deneyimlerin kendiliğinden ve filtresiz bir biçimde yüzeye çıkmasına izin veren bir ifade arayışı yer alıyor. Bilinçdışının, sezgilerin ve anda oluşan duygusal akışın yönlendirdiği bir süreçle çalışıyorum. Biçimsel kesinlikten çok, rengin, dokunun ve hareketin ortaya çıkardığı ham, dürtüsel ve özgür dili önemsiyorum. Rot adlı resimlerimde merkez aldığım temel düşünce, çürümenin yalnızca bir biyolojik süreç değil; aynı zamanda insanın içsel yapısında, bilinçaltında ve varoluşunda sürekli devam eden bir çözülme ve yeniden oluş alanı olduğudur. Bu nedenle benim için çürüme, bir sonun temsilinden çok, öznenin kendi derinliklerine açılan bir eşiktir. Rot yüzeylerde beliren çatlaklar, akmalar ve amorf dokular, Lacan’ın ifade ettiği biçimiyle, öznenin sözle kuşatamadığı “gerçek” in yüzeye sızdığı anların görsel karşılıklarıdır. Bu nedenle “ROT “adlı çalışmalarımın her lekesi, bilinçaltının içindeki bastırılmış duyguların, parçalanmış imge parçacıklarının ya da tanımsız duyguların kendilerini dışarı vurma biçimidir. Bu dışavurum aynı zamanda toplumsal ve estetik normlarla da bir gerilim içindedir. Foucault’nun iktidarın beden ve görüntü üzerindeki kurucu rolüne dair düşünceleri bana her zaman yol gösterici olmuştur. “ROT “`, toplumun “temiz”, “düzenli”, “bütün”, “ideal” olanı korumaya yönelik bilişsel ve kültürel reflekslerine karşı bir tür görsel itiraz niteliği taşıyor. Çürüyen, bozulan, çatlayan yüzeyleri merkeze almak; güzelliği normatif bir çerçeveden değil, varlığın kırılgan, geçici ve olumsuzlanan yanlarından okumayı öneriyor. Bu anlamda “ROT “serisinde, yalnızca bir estetik tercih değil, aynı zamanda bir karşı-beden, bir karşı-görsel rejim, bir karşı-düşünme alanı inşa ediyor. Deleuze’ün varlık düşüncesi ise bu süreci daha da zenginleştiriyor. O, dünyayı sabit kimliklerden çok sürekli bir oluş hâli üzerinden okumamı sağlıyor. ‘ROT’ serisinde bunun izlerini sıkça görmek mümkün: Form hiçbir zaman tamamlanmıyor, hiçbir şey yerinde sabit kalmıyor. Yüzey, kendi kendini çözen ve yeniden kuran bir alana dönüşüyor. Çürüme, sabit bir şeyi yok eden bir güç değil; aksine, yeni oluşların doğduğu verimli bir toprağa benziyor. Bu açıdan her çatlaktan, her akıntıdan, her bozulmadan bir başka imge, bir başka anlam, bir başka oluş imkânı doğuyor. Resim, temsil eden bir yüzey olmaktan çıkıyor; bir süreç, bir akış, bir yoğunluklar düzlemi hâline geliyor.
Tüm bu felsefi ve psikoanalitik bağlamlar benim resimsel deneyimimde iç içe geçmiş durumda. ‘ROT’ benim için yalnızca bir teknik ya da görsel bir estetik değil; insanın içsel kırılganlığının, toplumsal düzenlerin arka planındaki güç yapılarını sorgulayan bir tavrın ve varoluşun sürekliliğine inanan bir düşünme biçiminin buluştuğu bir alan. Rot adlı resimlerimi işlerken, aslında çürümeyi hem maddesel hem de zihinsel bir deneyim olarak yeniden düşünüyorum: Neyi kaybediyoruz ne çözülüyor ne geri dönüyor ne yeniden oluşuyor?

Suğra Şişman Ressam She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Aralık 2025

Bu yüzden çalışmalarımın merkezinde şu fikir duruyor:
Çürüme, öznenin bilinçaltındaki çatlakların görünür olduğu, toplumun estetik ve ideolojik düzenlerine karşı bir direnç geliştirdiği ve formun sürekli bir oluş hâlinde var olduğunu hatırlattığı bir yüzeydir. ‘ROT’, benim için bir sonun değil hem insanın hem görüntünün hem de anlamın yeniden doğduğu karanlık ama üretken bir başlangıç alanıdır.

Resim sanatındaki sanatsal kimliğinizi belirleyen temel kavramlar nelerdir?
Sanatsal kimliğimi belirleyen temel kavramların başında bilinçdışı, sezgi sellik ve ham ifade geliyor. Planlı kompozisyonlardan çok, sürecin kendisine güveniyorum. Fırça darbesi, yüzeyde bırakılan iz ve katmanlaşma, resmin asıl taşıyıcı unsurları hâline geliyor. Estetik bütünlükten ziyade, resmin taşıdığı psikolojik gerilimle ilgileniyorum. Akademik resim geleneğini bilen ama ona bilinçli olarak mesafe koyan bir yerde duruyorum. Kusurlu çizgiler, dengesiz oranlar ve tamamlanmamış hissi, benim için bir eksiklik değil; aksine resmin samimiyetini güçlendiren unsurlardır.
Figürlerim çoğu zaman bir kimliği temsil etmez; daha çok bir hâlin, bir içsel durumun yansımasıdır. Yüzeyde ortaya çıkan deformasyonlar, bastırılmış duyguların bedensel karşılıkları gibi çalışır. Renk kullanımı da bu doğrultuda şekilleniyor; duygusal yoğunluğa göre koyulaşan, zaman zaman çamurlanan tonlar, resmin ruh hâlini belirliyor. Genel olarak resimlerimi, izleyicinin anlamlandırmak zorunda olmadığı, fakat hissetmeye davet edildiği alanlar olarak görüyorum. Amacım, bakılan bir görüntü üretmekten çok, izleyiciyle sezgisel ve kişisel bir temas kuran resimler yapabilmek.

Suğra Şişman Ressam She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Aralık 2025

Beğendiğiniz ressamlar kimlerdir? Çalışmalarınıza yakın hissettiğiniz sanatçılar hangileri?
Resim pratiğimi besleyen sanatçılar, çoğunlukla temsil kaygısından uzak, içsel süreçleri ve psikolojik yoğunluğu merkeze alan isimler. Bu sanatçıların ortak noktası, resmin yüzeyini bir anlatı alanından çok bir deneyim alanı olarak ele almaları. Dünya sanatında beni en çok etkileyen ressamların başında Francis Bacon geliyor. Bacon’ın figürü bozarak, sıkıştırarak ve zaman zaman neredeyse yok ederek kurduğu resim dili, bedenin yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir alan olduğunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Figürün taşıdığı gerilim, benim işlerimde de önemli bir karşılık buluyor. Antoni Tàpies, resimlerinde yüzeyi bir duvar, bir hafıza alanı gibi ele almasıyla benim için önemli bir başka isim. Katmanlar, izler ve malzemenin kendi karakterini açığa çıkaran yaklaşımı, resmin zamansal bir birikim olarak ele alınabileceğini gösteriyor. Resimde iz bırakma ve yüzeyin belleği fikri, benim üretimlerimde de önemli bir yer tutuyor. Figür ve sezgisel resim dili üzerinden baktığımda Georg Baselitz ve Marlene Dumas da yakın hissettiğim sanatçılar arasında. Baselitz’in figürü bilinçli olarak altüst etmesi, formu bozarak yeni bir algı alanı açması; Dumas’ın ise figürü duygusal yoğunluk ve kırılganlık üzerinden ele alması, resmin anlatıdan çok hâl üretme gücünü gösteriyor. Cecily Brown, figür ile soyut arasındaki sınırı sürekli bulanıklaştıran resim diliyle kendime yakın hissettiğim bir başka sanatçı. Brown’un yüzeyde yarattığı hareket, katmanlar ve bedensel çağrışımlar, resmin tek bir okumaya kapanmayan yapısını güçlendiriyor. Resmin, bakıldıkça değişen bir deneyim alanı olabileceğini gösteriyor.

Suğra Şişman Ressam She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Aralık 2025

Kendi çalışmalarınızın bugünün resim sanatı içinse nasıl konumlandırıyorsunuz?
Bugünün güncel sanat ortamında sıkça karşılaşılan dijital imgeler, hızlı tüketilen görsel diller ve net tanımlanmış anlatılarla karşılaştırıldığında, resimlerim daha açık uçlu, katmanlı ve yoruma izin veren bir yapı taşıyor. Güncel sanatın izleyiciyi aktif bir okur olarak konumlandıran yaklaşımıyla örtüşen bu tavır, anlamı sabitlemekten çok, izleyiciyle birlikte çoğaltmayı amaçlıyor. Yüzey, çalışmalarımda pasif bir taşıyıcı değil; resmin asıl söylemini üreten aktif bir alan. Katmanlanan, bozulan, kazınan ve yeniden kurulan yüzeyler, bugünün resim sanatında sıklıkla tartışılan “maddenin özerkliği” fikrine doğrudan temas ediyor. Boyanın akışı, dokunun beklenmedik tepkileri ve rastlantısal etkiler, kompozisyonun en az bilinçli kararlar kadar belirleyici unsurları hâline geliyor. Resimlerimde figüratif ya da soyut ayrımı ikincil bir yerde duruyor. Yüzeyde oluşan formlar, organik ve inorganik çağrışımlar arasında gidip gelerek, çağdaş resimde beden, madde ve doğa arasındaki sınırların yeniden düşünülmesine alan açıyor. Bu belirsizlik, resmin izleyiciyle kurduğu ilişkiyi kavramsal bir açıklamadan çok duyusal bir deneyim üzerinden kurmasını sağlıyor.
Bu bağlamda çalışmalarımı, bugünün resim sanatında resmi bir nesne olarak değil, yaşayan bir süreç olarak ele alan; kusuru, bozulmayı ve dönüşümü resimlerimde bir araştırma alanına dönüştüren bir hatta yerleştiriyorum. Resimler, tamamlanmış bir görüntüden çok, zamanın yüzeyde bıraktığı izler olarak varlık kazanıyor.

She and Girls Sonbahar 2025 Sayısı Çıktı! She and Girls Sonbahar 2025 Sayısını ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!

Suğra Şişman Ressam Dönüşüm Sanatı

She and Girls Sonbahar Sayısı 2025 Sayısında Neler Var?

Nino Tsivadze: Gayrimenkulde Güçlü Adımlar

Yasemin Fazlılar: “Hayallerinizi Cesaretle Sahiplenin”

Selen Erdoğan Özdemir: Diş Estetiğinde Yenilik

Özge Özler: Kıbrıs’da Yeni Adresinizi O Bulur

Melike Gürçay: “Yoga Holistik Yaklaşım Gerektirir”

Jupiterinkızıemelce: “Astroloji Kehanet Değildir”

Esra Ünlütürk: “Güzellikte Fark Yaratıyoruz”

Elif Akyasan Kahraman: “Duygular Kalıcı Değildir”

Dilek Coşkun: “Nefesle Kendinizi Hatırlayın”

Göksen Tosuner: İç Anadolu’dan Dünyaya Uzanan Sanat Öyküsü

Derya Eryılmaz: “Her Şey Enerjidir”

Gonca Birgili Koçer: “Yıllarca Taşıdığınız Yükü Atın”

Sena Dadandı “İçsel Gücünüzü Keşfedin”