Birçok disiplini bir arada yürüten, çok yönlü deneyimleriyle kişisel gelişim alanında kendine özgü bir yol açan Kişisel Gelişim Koçu Çiğdem Nur Birsayı ile derinlikli ve ilham veren bir röportaj gerçekleştirdik. Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu
She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.
Farkındalığın hayatın tüm alanlarını dönüştüren bir güç olduğunu söyleyen Çiğdem Nur Birsayı, kendi kişisel hikâyesini, koçluk alanındaki uzmanlığını ve insanlara dokunan çalışmalarını tüm samimiyetiyle anlattı. Bütünsel Koç • NLP Master Practitioner • Mindfulness Koçu • Nefes Koçu Bireysel ve kurumsal koçluk süreçleri yürütüyor; bilinçaltı, farkındalık ve zihinsel aktivasyon üzerine çalışmalar yapıyor.
“Değişen dünya düzeninde güç artık başka bir yerde. Bugün gücün yeni tanımı; farkındalık.”
Röportaj: Melek Şenol

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Sizi tanıyabilir miyiz?
Moda tasarımcısıyım, fotoğrafçıyım, yıllarca piyano çaldım ve bir dönem gerçekten iyi bir “rakettim” diyebilirim. Aslında kendimi tanıtırken bile fark ediyorum ki, hiçbir zaman tek bir alana sığan biri olmadım. Hayatı hep birçok parçadan oluşan bir bütün gibi gördüm ve kendimi de o parçalar arasında tek bir alanda sınırlandırmadım. Zaman içinde koçluk ve bilinçaltı çalışmalarıyla yolum kesişti ve bu alanlarda ilerlerken öğrendiğim her bilginin beni bir sonraki adıma taşıdığını fark ettim. Bu nedenle Bütünsel Koçluk, Mindfulness Koçluğu, Yönetici ve Takım Koçluğu, Nefes Koçluğu, ThetaHealing, EFT ve NLP Master gibi eğitimlerle yolculuğumu sürekli genişlettim. Şu anda da NLP Trainer eğitim sürecindeyim.
Hem bireysel hem kurumsal alanda çalışıyor ve öğrenmeye devam ediyorum. Elimde ne kadar çok araç olursa danışanlarıma o kadar etkili rehberlik edebildiğimi görüyorum. Bu yüzden hiçbir zaman “bunu yapmıyoruz” demek yerine, “bunu farklı bir yöntemle dönüştürebiliriz” yaklaşımını benimsedim. Benim için değerli olan da tam olarak bu: teknik çeşitliliği yüksek, yaklaşımı bütünsel bir koç olmak.
Aynı zamanda Instagram ve YouTube’da farkındalık, bilinçaltı, nefes ve zihinsel aktivasyon üzerine içerikler üretiyorum. Çünkü insanlara fayda sağlayacak bilinç ve farkındalık kazandıran içerikler paylaşmak artık işimin doğal bir parçası hâline geldi. Gelişen dünyada tek bir unvanla değil; yan alanlarla desteklenmiş, çok yönlü bir yaklaşımın daha güçlü olduğuna inanıyorum. Benim yolculuğum da tam olarak bu inanç doğrultusunda şekillendi. Instagram: @yenikodlafarkindalik | YouTube: @yenikodlafarkindalik

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Yolunuz Koçluk ve Thetahealing ile nasıl kesişti?
Kurumsal hayatta moda tasarımcısı olarak çalıştığım dönem, gerçekten zor bir süreçti. Patronla çalışanlar arasında kalmıştım; üstlerin beklentilerini karşılamaya çalışırken, çalışanların yapamadığı işleri de ben tamamlıyordum. Her şey mükemmel olsun istiyordum. Mükemmeliyetçilikle ilgili ciddi sıkıntılarım vardı ve bu da yaptığım hiçbir işten memnun olmamama neden oluyordu. İş yerindeyken aklım hep ailemdeydi; ailemin yanındayken ise kafam hâlâ işteydi. Tam bir pazartesi sendromuydum. Yolunda gitmeyen her şey bana öfke patlamaları yaşatıyordu. Oysa ben öfkemi kontrol ettiğimi sanıyordum, meğer bastırıyormuşum. Bastırdığım öfke de hiç olmadık anda patlıyor, ardından “sinirli biri” olarak parmakla gösteriliyordum. Kimseyi kırmamak için genelde sessiz kalmayı tercih ediyordum ama farkında olmadan çok sert bir duruş sergiliyormuşum. İnsanlar benden çekindikleri için problemlerini bile benimle konuşamıyorlardı. Yönetici pozisyonundayken bu durum daha da belirgindi; insanlara sert tepkiler veriyordum, kimse bana fikirlerini açıkça söyleyemiyordu. Bu süreçte aslında kendime, insan ilişkilerine ve yöneticiliğe dair ciddi yanlışlar yaptığımı fark ettim.
Ev hayatım da bundan pek farklı değildi. Eve geldiğimde de iş kafamda devam ediyordu. O kadar çok şeyi aynı anda düşünüyordum ki, ailemle bile sağlıklı iletişim kuramıyordum. Onları duyuyordum ama aslında duymuyordum. Sürekli “yetişmem gereken” şeyler vardı ve hiçbirine yetişemiyordum. Özel hayatımda ise durum biraz daha karmaşıktı. Çevremden gelen tavsiyelerle, “evlilik niyetiyle” birisine tavsiye ediliyordum ama daha o kişi mekâna girmeden içimden “olmaz bu” diyordum. Hatta bazen oturmadan, “geldiğin için teşekkür ederim, bence uzatmayalım” dediğim oluyordu. O dönem bunu karşı tarafa saygı göstermek zannediyordum ama aslında bu, kendime karşı olan katılığımın bir yansımasıymış. Çok disiplinli büyütülmüş, çok analitik düşünmeye alışmıştım. Hayatı formüllerle çözebileceğimi sanıyordum ama insan ilişkileri öyle yürümüyor. (Bu da sayısal tabanlı bir okula maruz kaldığım için oldu sanırım) Çevreme karşı da çok vericiydim. Bir arkadaşımın düğününde sanatçı gelemeyince piyano bile çaldığımı biliyorum. İşten çıkıp ailemin ya da çevremdekilerin eksikliklerini tamamlamaya koşuyordum. Kendimi sanki “her ihtiyacı olana çözüm bulmak zorunda olan belediye başkanı” gibi hissediyordum (gülüşmeler). Bir arkadaşım bir gün “Çiğdem, senin hayatın nereye gidiyor böyle?” dediğinde bile, ben hâlâ bu döngünün içindeydim. Her şeyi erteliyordum,erteledikçe işler üst üste biniyor ve odaklanamıyordum. İşverenle çalışanlar arasında kalıyor, kimseyi kırmamak için konuşamıyor ama aynı zamanda sustuklarım birikince, sert tepkiler veriyordum. İnsanları kırmadığımı sanırken, farkında olmadan çok sert çıkışlarda bulunuyordum. Bu da bastırdığım öfkenin dışa vurumuymuş aslında. Sonra bir gün, uzun zaman sonra yeniden görüştüğüm bir arkadaşımın söyledikleriyle sarsıldım. Bana “Sen çok özverilisin ama senin kötü gününde kimse yok farkında mısın?” dedi. İşte o an durdum. Gerçekten de kimse benim kötü günümde yanımda olmuyordu. Evlenen herkes benimle bağını koparıyordu. Ben hep koşuyordum, hep bir şeyler veriyordum, sonra ortada kalıyordum.
Koçluk ve bilinçaltı seansları almaya o zaman karar verdim. Bu süreçte fark ettim ki, kovulma korkum, mükemmeliyetçiliğim ve kontrol ihtiyacım beni tüketiyormuş. Kendimi yetersiz hissettiğim için sürekli birileri için bir şeyler yapıyor, bu şekilde var olmaya çalışıyormuşum. Herkesin işini üstleniyor, kendi işlerimi erteliyor, sonra da biriken sorumluluklar yüzünden strese giriyormuşum. Strese girdikçe öfkem artıyor, öfkelendikçe de özgüvenim düştüğü için insanlarla diyaloglarımı sınırlı tutmaya başlamışım, bu da dışarıdan sert görünmeme sebep olmuş. Tam bir zincirleme kaza… Ama bugün geldiğim noktada, artık bu döngüyü kırdım. Koçluk, bilinçaltı çalışmaları ve zihin kodlama teknikleri sayesinde kendimi yeniden inşa ettim. Şimdi bu deneyimlerimi, mükemmeliyetçilikle, değersizlik ve yetersizlik duygusuyla, başarı kaygısıyla boğuşan kadınları güçlendirmek için kullanıyorum. Çünkü ben iyileştikçe, başkalarının da iyileşmesine katkı sunmak istedim. Ve evet… bu metni okuyan biri belki “Bu kadar sıkıntıyı nasıl yaşamış?” diyebilir ama inanın, az bile anlattım.

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Bugün hangi alanlarda çalışıyorsunuz?
Kurumsal alanda genellikle takım koçluğu ve yönetici koçluğu yapıyorum, takım koçluklarında takımın kendi alanında olmaya özen gösteriyorum. 4-6 kişilik ekiplerle, özellikle birbirleriyle anlaşamayan veya koordinasyon sorunu yaşayan takımlarla çalışıyorum. Bu süreçte, ekiplerin verimliliklerini, potansiyellerini ve iletişim becerilerini artırmayı hedefliyorum. Bireysel seansların çoğunu online olarak yürütüyorum; böylece farklı şehirlerden veya zaman kısıtlaması olan kişiler de süreçlere kolayca katılabiliyor. Seanslar ikiye ayrılıyor:
Koçluk ve bilinçaltı çalışmaları.
Koçluk seanslarında, kişi bir problemin nedenini fark etmeye çalışır. Nedeni bulduğunda davranışı değiştirir. Biz de bu farkındalıkla “nasıl düzelebileceği” üzerine çalışırız.
Bilinçaltı çalışmalarında ise halk arasında “bilinçaltı terapisi” olarak bilinen ancak terapi olmayan bir yöntemle ilerliyoruz. Biz tedavi uygulamıyoruz; psikiyatrist veya psikolog değiliz, çok şükür. (Gülüşmeler) Burada amaç, kişinin geçmişten gelen negatif inanç kalıplarını fark etmesi. Bunlar bazen dedesinden, bazen anneannesinden, bazen çocukluk gözlemlerinden gelir. Aslında spiritüel gibi görünse de tamamen zihinsel bir süreçtir. Çünkü kişi bu inancı ruhunda değil, beyninde taşır.
ThetaHealing yöntemi, gözlem aracılığıyla bu inançları bularak değiştirmemizi sağlar. Sonrasında olumlama ve zihin kodlama teknikleriyle kişinin yeni inanç sistemini destekleriz. Sanırım birden fazla tekniği bir arada kullanan sayılı insanlardan biriyim Türkiye’de.

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Bu çalışmaların insanlara nasıl bir katkısı oluyor?
Bu çalışmaların amacı, insanların kendi potansiyellerini fark etmesini sağlamak. Ben hep şunu söylüyorum: “Dünyayı farkındalık kurtaracak.” Çünkü çoğu insan neyin onu zorladığını neden birçok şeye sahip olmasına rağmen içinde huzursuzluk olduğunu veya neden mutsuz olduğunu gerçekten bilmiyor.
Bu farkındalık eksikliği hem ilişkilerini hem iş performansını hem de genel yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Bazı insanlar “ilişkim kötü gidiyor” diyor ama aslında sebebi kendi terk edilme ya da aldatılma korkusu. Bazen yetersizlik ya da değersizlik duygusu da olabiliyor. Kişideki bu negatif kod hayatının başka bir alanında bir başkasıyla match olduğunda o kişi otomatik olarak hayatına dahil oluyor, gelsin bundan sonra sıkıntılı süreçler… Bu korku eksik hissiyat davranışlarını bozuyor. Davranış bozulunca ilişki bitiyor. Sonra da “zaten terk edilecektim” diyerek kendini haklı çıkarıyor. Oysa o korku dönüştüğünde, artık o kişiyi hayatına çekmiyor bile.
Bilimsel olarak da artık biliniyor ki — nörobilim araştırmaları, beyin frekanslarının ve düşünce kalıplarının karşılıklı olarak etkileşim kurabildiğini kanıtladı. Yani insanlar gerçekten zihin düzeyinde bilgi aktarımı yapabiliyorlar.
Seanslar ve koçluk süreçleri sayesinde;
Kendi değerlerini fark eden, özgüveni yüksek insanlar ortaya çıkıyor.
Stres, öfke, kaygı ve odaklanamama gibi duygusal yükler azalıyor.
İş yerinde ve ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kuruluyor.
Kurumsal ekipler, verimliliklerini ve uyumlarını artırıyor.
Basit gibi görünen uygulamalar bile — mesela bir çalışanı takdir etmek, başarıyı fark etmek — iş yerinde büyük dönüşümler yaratabiliyor.

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Sizi bu işte en çok mutlu eden şey nedir?
En çok mutlu olduğum an, insanların kendi potansiyellerini fark ettiği o saniye. Bir danışanın, 45 dakika içinde “Eksik değilmişim, ben bunu hak ediyorum.” dediği an paha biçilemez. Bazı insanlar 20-30 yıl boyunca bolluğu, parayı, sevgiyi hak etmediğine inanarak yaşıyor. Bir seans sonrasında bu inançlar değiştiğinde, o kişinin yüzündeki rahatlama duygusu her şeye bedel.
Bazen seans öncesi ve sonunda şunu sorarım:
“Şu anda bu duyguyu yüzde kaç hissediyorsun?”
Sonra tekrar tarama yaparız, o duygu yüzde 10’lara, hatta sıfıra iner. İşte o anda ben de o kişiyle birlikte dönüşürüm. Bu benim için sadece bir meslek değil; hayatlara dokunmanın en saf hali.
Siz hep enerjik ve motive görünüyorsunuz, bu süreçte sizi zorlayan veya negatif etkileyen şeyler hiç olmadı mı?
Elbette oldu. En çok zorlandığım konulardan biri, psikolog veya psikiyatrist olmayan bir kesimin bizim yaptığımız çalışmaları terapi zannetmesi. Oysa biz terapi yapmıyoruz; terapi yetkisi yalnızca psikologlar ve psikiyatristlerdedir. Biz koçluk ve farkındalık süreçleriyle, kişilerin kendi potansiyellerini fark etmelerine destek oluyoruz. Bu yanlış algı bazen olumsuz yorumlara veya gereksiz tartışmalara yol açabiliyor.
Diğer yandan, seanslarda fayda göremeyen danışanlar da olabiliyor. Benim önceliğim her zaman fayda odaklı olmak, asla para odaklı değil, seans desteği alanlar bunu zaten bilirler. Eğer danışan süreçten fayda alamıyorsa, seansları sonlandırabiliyorum. Çünkü fayda görememesi çoğu zaman benimle değil, kişinin o anda farkındalığa hazır olmayışı ile ilgili olabilir. Kimi zaman farklı tekniklerle ilerlemek gerekir; kimi zaman da kişi o anda bu dönüşüm için uygun zihinsel durumda değildir.
Bazen mezuniyet, etik ya da yetkinlik gibi konularda yorumlar geliyor. Evet, bunlar motivasyonumu anlık olarak etkileyebiliyor ama yapıcı eleştiriler benim için daha kıymetli. Çünkü bu alan sürekli gelişmeye açık bir alan ve her eleştiri aslında bir gelişim fırsatı. Maalesef ülkemizde insanların bir işi neden yapamayacağını anlatma refleksi çok güçlü. Yurt dışında bu durumla neredeyse hiç karşılaşmadım.
Özellikle ICF onaylı koçluk eğitim süreçlerinden geçmiş olanlar çok iyi bilir: Bu programlar yoğun emek, disiplin ve ciddi bir kişisel gelişim süreci gerektirir. Seans deneyimleri de her zaman kolay değildir. Bazen psikiyatri uzmanının alanına girmesi gereken vakalarla karşılaşabiliyoruz ve bu durumlarda danışana bunun koçluğun kapsamı dışında olduğunu açık bir şekilde ifade etmek gerekir. Kimi zaman danışanlara neden bu vakalarla çalışamayacağımızı ve koçluğun bir terapi yöntemi olmadığını anlatmak zorlayıcı olabiliyor.

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Koç olarak vermek isteyeceğiniz en önemli tavsiye nedir?
“Koç olarak verebileceğim en önemli tavsiye şudur: Önce kendi koçunuz olun. Kendi farkındalığını geliştirmemiş, duygu ve düşünce süreçlerine içtenlikle bakmamış birinin başkalarına sağlıklı biçimde eşlik etmesi zordur. Kişi kendi sınırlarını, tetikleyicilerini, güçlü yönlerini ve gelişime açık alanlarını tanımalıdır. Bunu tek başına görmekte zorlanıyorsa profesyonel destek almak oldukça sağlıklıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir: Bir–iki seansla büyük sorunların çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Koçluk bir süreçtir ve düzenli ilerlemek esastır. Ayrıca danışanların zaman zaman yaptığı bir yanlışı da vurgulamak isterim: Koç tavsiye veren, yönlendiren ya da karar alan kişi değildir. Bazı danışanlar koçtan sürekli yön gösterme ya da onaylama bekleyebiliyor; oysa koçun temel görevi, kişinin kendi içgörüsünü bulması için güvenli bir alan açmaktır.”
Size gelen danışanlar genelde ne tür sıkıntılarla geliyorlar?
“Bana gelen danışanların başlıkları farklı görünse de çoğunun ortak bir noktası var: Yaşamın belirli bir alanında yön arayışı içinde olmaları. En sık karşılaştığım konular arasında kendine güven eksikliği, erteleme ve motivasyon sorunları, kariyer veya ilişki alanlarındaki belirsizlikler, sınır koymakta zorlanma, duygusal yüklerin yaşamı etkilemesi ve ‘hayatta gerçekten ne istiyorum?’ sorusunun netleşmemesi yer alıyor.
Kimi zaman danışan, başlangıçta konusunun küçük bir mesele olduğunu düşünüyor; ancak süreç ilerledikçe asıl tıkanmanın daha derin bir kaynaktan geldiği netleşebiliyor. Koçluk süreci de zaten bu farkındalıkların yavaş yavaş açığa çıkmasını sağlıyor.”

Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu She and Girls Dergisi Kapak Röportajı
Koçluk yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar sizce nelerdir?
Koçluğun sağlıklı ilerlemesi için birkaç temel ilke var:
Tavsiye vermemek: Koç müşterisini yönlendirmez; ona hazır cevap sunmak yerine kendi içsel bilgeliğine ulaşmasına destek olur.
Yargısız, güvenli bir alan tutmak.
Danışanın kendini açıkça ifade edebilmesi esastır.
Kişisel sınırları korumak.
Koç terapist değildir, arkadaş değildir, mentor da değildir.
Rol karışıklığı sağlıklı ilerlemeyi engeller.
Danışanın sorumluluğunu danışanda bırakmak.
Seansa katılmak, değişim için adım atmak koçun değil danışanın görevidir.
Kendiyle sürekli çalışmak.
Bir koç kendi gelişimini sürdüremezse başkasına eşlik etmesi mümkün olmaz.
Kimler koçluk almalı? Danışan koçluk, terapi, mentorluk veya Thetahealing’den hangisini seçmeli?
Koçluk her yaşam alanında farkındalık geliştirmek isteyen kişiler içindir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Koçluk: Geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe bakar. Sorun çözmekten ziyade farkındalık kazandırır. Kararı koç vermez; danışan kendi cevabını bulur. Tıkanıklık yaşayan, yön belirlemek isteyen, hedef koymak isteyen herkes için uygundur.
Terapi: Geçmiş travmaları, duygusal yaraları, psikolojik süreçleri çalışır. Psikolojik destek ve iyileşme gerekir.
Mentorluk: Deneyime dayanır; mentör kendi bilgisini aktarır. “Bu işi nasıl yapacağım?” sorularına uygundur.
Thetahealing: Duygusal ve enerjisel çalışmalara odaklanır. İnanç dönüşümü, blokaj çözümü isteyenlere uygundur.
Kişi şunu belirlemelidir: Ben yön mü arıyorum, iyileşme mi, teknik öğrenme mi, duygusal dönüşüm mü? Cevap neyse doğru yöntem de odur.
Koçluk seanslarından ve koçluk eğitiminden ne beklemeli? Düzenli katılım süreci nasıl etkiler?
Koçluk seanslarında kişi şunları beklemelidir:
Kendisiyle yüzleşmek: Bazı cevaplar rahatsız edici olabilir; bu normaldir.
Dirençle karşılaşmak: Koçluk sürecinin en büyük direnç noktaları, kişinin konfor alanını terk etmek istememesi, sorumluluk almaktan kaçınması ve değişimi ertelemesidir.
Düzenli katılımın etkisi: Süreklilik olmadığında farkındalık yarım kalır, içgörüler davranışa dönüşmez.
2-3 seansla büyük dönüşüm beklemek gerçekçi değildir. Koçluk eğitiminde ise kişi şunları beklemelidir: Kendi farkındalığını derinleştirmek Profesyonel koçluk becerilerini öğrenmek gözlem, aktif dinleme, güçlü soru sorma tekniklerini geliştirmek, kendi içsel süreçlerine de çalışma fırsatı bulmak.
Thetahealing seanslarında ise beklenti farklıdır: Duygusal yükleri bırakma, inanç dönüşümü ve enerjisel rahatlama süreçleri ön plandadır.
Instagram: @yenikodlafarkindalik
YouTube: yenikodlafarkindalik
Çiğdem Nur Birsayı Kişisel Gelişim Koçu
She and Girls Sonbahar Sayısı 2025 Sayısında Neler Var?
Nino Tsivadze: Gayrimenkulde Güçlü Adımlar
Yasemin Fazlılar: “Hayallerinizi Cesaretle Sahiplenin”
Selen Erdoğan Özdemir: Diş Estetiğinde Yenilik
Özge Özler: Kıbrıs’da Yeni Adresinizi O Bulur
Melike Gürçay: “Yoga Holistik Yaklaşım Gerektirir”
Jupiterinkızıemelce: “Astroloji Kehanet Değildir”
Esra Ünlütürk: “Güzellikte Fark Yaratıyoruz”
Elif Akyasan Kahraman: “Duygular Kalıcı Değildir”
Dilek Coşkun: “Nefesle Kendinizi Hatırlayın”
Göksen Tosuner: İç Anadolu’dan Dünyaya Uzanan Sanat Öyküsü
Derya Eryılmaz: “Her Şey Enerjidir”
Gonca Birgili Koçer: “Yıllarca Taşıdığınız Yükü Atın”
Sena Dadandı “İçsel Gücünüzü Keşfedin”
