On yılı aşkın süredir rehberlik yolculuğuna devam eden Ceylan Damla Kocamanlar ile klasik Aile Diziminin sınırlarını aşan ‘Sezgisel Canlandırma’ tekniğini ve zihnin kodlarını yeniden yazan ‘RE-Programming’ sistemini konuştuk. Ceylan Damla Kocamanlar klasik Aile Dizimi
She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.
Bilinçaltının etkilerini fark edip, yaşamın sorumluluğunu ele almanın kapılarını aralıyoruz.
Röportaj: Banu Çelik

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
Kendinizi tanıtarak başlayabilir misiniz?
Kendimi bildim bileli din, felsefe ve ezoterizm konularına derin bir merak duydum. İnsanı, yaradılışı, ötede olanı anlamaya çalıştım. Çocukluğumda okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, hatta yaşım tutmadığı halde gizlice girdiğim toplantılar hep bu alanlara ilişkindi. On altı yaşımdan itibaren çeşitli eğitim sistemlerinin ve öğretilerin içinde yer aldım. Her insanın bir mayası vardır ya; benim mayam da bu. Liseden mezun olduğumda önce 18 Mart Üniversitesi’nde kısa bir süre Japonca öğretmenliği bölümünde okuduktan sonra “ben buraya ait değilim” diyerek Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstriyel Tasarım bölümünü kazandım ve başarıyla mezun oldum. On yılı aşkın süredir rehber ve öğretmen olarak bu işi yapıyorum. Aynı zamanda, biri özel bir çocuk olmak üzere üç çocuğu olan bekar bir anneyim. Yıllar önce başladığım ezoterik eğitim yolculuğumu, zaman içinde edindiğim metafizik bilgilerle harmanlayarak kendi özgün sistemime dönüştürdüm çünkü ben her zaman her konuda kendi özgün tavrımı yansıtmaktan hoşlanırım. Yemek yaparken bile tariflere uyamam, yıllardır yaptığım yemeklere bile sürekli yeni şeyler eklerim, çıkarırım. Yaptığım işte de bu şekilde ilerlemeye devam ediyorum. Öğrendiğim ne varsa hiçbirini bana söylendiği ya da öğretildiği gibi yapamıyorum. Hatta bazen “tamam bana bu kadarı yetti anladım ben” diyerek tamamlamadığım eğitim süreçleri olmuştur. Çünkü kendimi biliyorum; almam gerekeni almışsam yola devam ederim, oyalanmam. İçimdeki pusulaya güvenirim. Öğrenmiş olduğum, gözlemlediğim her şeyi harmanlayıp ortaya daha pratik, daha hızlı teknikler koymayı değerli buluyorum. Benim zihnimin içinde sürekli bir sentezleme işlemi vardır. Dolayısıyla bugüne kadar bildiğim ve olduğum hal ile ortaya koyduğum Ceylan ve onun sunduğu malzeme budur ama yarın ne olur bilemem.
‘Sezgisel Canlandırma’ nedir? Sizin tanımınızla bu çalışma neyi kapsar ve danışanlarda nasıl bir süreç başlatır?
Sezgisel Canlandırma; atasal aktarımı şifalandırmaktan ya da epigenetik aktarımı anlamaktan öte, varlığın bizzat ‘kendini’ anlamasına odaklanmış, net ve pratik bir çalışmadır. Kişinin ‘ben’ dediği şeyi oluşturan malzemeleri görmesi, bilmesi, tanıması ve kabul etmesi elzemdir. Bunun için uzun yolun yerine kısa yolu oluşturdum. Ben hıza ve verimliliğe çok inanırım; günümüzde kimsenin yaşamındaki tek bir mesele üzerinde yıllarca boğuşacak vakti, enerjisi ya da parası yok. İyileşme süreçlerimiz de dünyanın bu hızına ayak uydurmalı diye düşünüyorum. O yüzden çalışmalarımı farklı bir şekilde yürütmeyi seçiyorum.
Bu bir grup çalışmasıdır ve yüz yüze yapılır. Birbirini tanıyan, tanımayan bir grup oluşur. Oluşan grupta katılımcılar ve açılım yapmak isteyen danışanlar vardır.
Açılım yapmak isteyen yani kendi meselesiyle ilgili çalışma yapmak isteyen danışan, meselesini bana ya da gruba anlatır. Bazen birden fazla konuyla gelir danışan ancak mutlaka bir meselesi olmak durumundadır. Bir rahatsızlık hissi yoksa kişinin, o zaman bir meseleden, bakmaya değer bir durumdan bahsedemeyiz. Dolayısıyla değişiklik olsun diye ya da merak ediyorum bende neler varmış diye gelen birine açılım yapmam. Açılım yapmak için insana ve yaşama dair her konuyu çalışabiliriz. Sağlık, para, ilişkiler, yaşamın kendisi, duygusal sıkıntılar, cinsel sorunlar, çocukluk travmaları gibi her konu bizim çalışma alanımıza girer. Çalışmanın nasıl gerçekleştiğinden bahsedeyim size; diyelim ki partneriyle sorun yaşayan bir danışan var. Anlamak istediği konuya uygun temsilcileri o grubun içinden seçer.
Artık bilimsel bir gerçek ki, hepimizin bir enerji alanı var ve bu alan DNA’mızdaki bilgiler gibi bize ait olan tüm bilgiyi taşıyor; atasal bilgiler, diğer yaşam bilgileri, bilinçaltı programı gibi. Temsilciler, danışanın alanındaki bu bilgiyi enerji bedenleri vasıtasıyla işlerler yani daha önce hiç görmedikleri insanların beden dilini, tavrını, duygu ve düşüncelerini alana yansıtmaya başlarlar. Bunu yapabilmek için hiçbir özelliğinizin olmasına gerek yoktur. İnsan olmanız yeterlidir çünkü bu bir yapma işi değildir, izin verme ve hissettiklerini aktarma işidir. Aile diziminden farkı şudur, danışanın meselesini, kişinin aile geçmişine bağlı olayların içinden görmeye odaklanmıyorum. Neden odaklanmıyorum? Ebeveynler dediğimizde, kişinin bu yaşamında nasıl biri olup olmayacağını seçebilmesine fırsat sunan örneklerden bahsediyoruz aslında. Bu hepimiz için geçerli bir gerçektir.
Soy-atalar dediğimizde yine aynı şekilde kişinin gözlerinin önüne serilmiş olan örnekleri anlamalıyız. Çoklu yaşamlar- geçmiş yaşamlar bakış açısından bakarsak da şu fikri öneririm size; atalar dediğimiz tüm o insanlar aslında senin geçmiş yaşamlarındaki deneyimlerini yine sana yansıtan figürlerse? Belki de onlar orada olduğu için sen burada değilsindir. Sen şimdi, burada olduğun için tüm atalar oradadır. Bu konu zamanı ve mekânı algılama kapasitemizin artmasıyla birlikte daha anlamlı hale gelebilir. Dolayısıyla çalışmalarda ortaya çıkan sahnede ister atalar olsun ister kişiye ait parçalar olsun; benim tek görmeye odaklandığım soru, bu kişi tüm diğer insanlar aracılığıyla kendine ne anlatmak istiyor?Ve o ‘canlı sahneyi’ izleyerek danışanın iç dünyasında gerçekte neler olduğunu okur, danışanın anlayacağı ve onu incitmeyecek yollarla, kendisinin sahneyi idrak edebilmesini mümkün kılmaya uğraşırım. Çalışmalarda olabildiğince nezaket ve önemseme bilinciyle hareket ederim çünkü o meseleyi açmak, kendinden bile sakladığı alanları görmek insan için kolay değildir.
Dolayısıyla şefkat ve muhakeme kol kola ince bir ayar içinde benim çalışmamı yapmamda önemli rol oynarlar. Grup çalışması olarak yapmayı tercih etmemin sebeplerinden biri de her grubun kendine ait dinamikleri olması ve gruptaki herkesin, açılım yaptırmasa bile, oluşan sinerji sayesinde kendi yaşamına yönelik iyileşmeler yaşamasını önemsiyor olmamdır. Önemsediğim ve çalışmalarımdaki temel niyetim ise, bireyler olarak yaşamlarımızın, bedenlerimizin, başarı ve başarısızlıklarımızın, kederimizin, utançlarımızın ve pişmanlıklarımızın toplam sorumluluğunu almaya fırsatlar sunmaktır. Toplumumuzdaki en büyük sorun, gözümüzün dışarda olmasıdır:) Bu şu demek; “yaşadığım bu meselenin sorumlusu kesinlikle ben olamam, mutlaka dışarda bir durum/koşul/kişi yüzünden başıma bunlar geliyor”.
Bu inanç kalıbı, Aile Dizimi çalışmasını, ülkemizde maalesef sığ bir alana taşımıştır. Sorumluluktan kaçarak, suçu sürekli başka birinde, başka bir zaman diliminde arayarak iyileşemeyiz. Soyunda göç varsa kıtlık bilinci vardır, hırsızlık varsa bereketin olmaz, deden sevgilisine kavuşamamışsa sen de mutlu bir ilişki yaşayamazsın gibi magazinel spiritüellik insanları daha fazla kurban bilincine/çocuksuluğa hapsetmektedir. Yaşamının sorumluluğunu almakta zorlanan, bir kurtarıcı bekleyen toplumun bu inancını pekiştirmek, onları uyutmaya devam etmektir. Maalesef dünya çapında piyasa bu tür danışmanlarla dolmuş durumdadır. İşini sorumlulukla ve bireyleri özgürleştirme niyetiyle yapan kişilerden biri olarak; her alanda olduğu gibi bu yozlaşmadan sonra ayıklanmanın da olacağını bilmekteyim. Bu sebeple eğitimlerimde öğrencilerin kendi üzerlerinde detaylı şekilde çalışmalarını sağlamaya uğraşırım. Eğitim sonunda elde etmiş oldukları farkındalık ile genişlemiş olan kendi yaşamsal algılarıyla birlikte kendi dünyalarında birer ışık olmaya başlarlar.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
RE-Programming çalışmalarının temeli nedir? ‘Zihinsel ve duygusal kayıtların yeniden düzenlenmesi’ yöntemi nasıl işliyor?
RE-Programming (RP), “Önceden programlanmıştın, şimdi hadi kendini yeniden programla” demektir. Zihnimiz ve bedenimiz daha anne karnındayken tıpkı bir bilgisayara uygulama indirmek gibi anneden aldığı bilgiyi indirmeye başlar. Yedi yaşına kadar çevrenizin doğruları ve yanlışlarıyla, ailenizin yaşadığı ambiyansla, tamamen kontrolünüz dışında koşulsuz ‘evet’ ile programlanırsınız ve 40-50 yaşınıza geldiğinizde, o zamana kadar verdiğiniz tüm kararların aslında özellikle annenizin ve ailenizin o dönem yaşadığı deneyimlere dayanan inançlar, onlara bağlı seçimlerinden kaynaklandığını fark edersiniz. Yarım asır boyunca size ait olmayan bir programla yaşamış olabilirsiniz! RP ile artık size hizmet etmeyen, arızalı yazılımları bulup; yerini kendi niyetlerinize ve arzularınıza uygun programlamayla değiştirebilirsiniz. Biliyoruz ki içerde ne varsa dışarda o vardır. Yani kişi iç dünyasında taşıdığı açmazları, çatışmaları keza neşeyi, bolluğu, sağlığı dış dünyasında tezahür ettirir. Alışkanlıklar ve programlama gereği, çözümü dış dünyayı değiştirmekte arar. Ancak kişinin içsel yapısı- inançları- değişmedikçe dış dünya her zaman bir tehlike ve güvensizlik alanı olmaya devam edecektir. Bunu ister Sezgisel Canlandırma ile ister regresyonla ister başka bir bilinçaltı çalışmasıyla yapalım, kişinin seans sonrasında eline geçecek olan şey, kendine söylediği yalanların farkına varması olacaktır. Eğer niyetinde sabit kalır ve iyileşmek için gerekli adımları atarsa tekrar aynı döngülerin içine girmesi imkânsız hale gelir. Bu özgürleşme, kişiyi yaşamında maruz kalan değil hâkim olan pozisyonuna çıkarır.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
Bedenin geçmiş deneyimleri kayıt altına aldığını söylüyorsunuz. Danışanlarınızda en sık karşılaştığınız bu ‘bedensel kayıt’ türleri neler?
Beden, sahip olduğumuz en sadık kayıt tutucudur. Eski hekimler, şifacılar insanın sadece yüzüne bakarak bedeninde, duygu dünyasında, geçmişinde neler taşıdığını görebiliyordu. Hastalıklar dışarıdan gelmez; içsel süreçlerin fiziksel tezahürüdür. Yaşamın yüklerini paylaşma imkânı olmadan omuzlayanlarda omuz, üst sırt ağrıları; sevgisini ve kalbini korumaya çalışanlarda göğüs bölgesi katılıkları, kamburlar; desteklenmediğini hissedenlerde ise özellikle belin alt kısımlarında fıtık ve ağrılar çok yaygındır. Bedenimiz içsel dünyamızın dışardaki haritasıdır. Ezoterik şifa seanslarıyla bedendeki bu harita üzerinde, danışana kendini iyileştirme fırsatı verebilmek amacıyla çalışabiliyoruz. Şunun altını çizmeliyim: Sadece ‘olumlama’ yapmak veya ‘pozitif düşünmek’ iyileşmek için yeterli değildir. O yarayı sahiplenmeden çözüm gelmez. “Evet, bu benim başıma geldi ve ben bu duyguyu o kadar uzun süre taşıdım ki bedenimde bunları yarattım” diyebilmek, gerçek iyileşmenin anahtarıdır. Neyin ne olduğunu bilmek yetmez; o bilginin içsel bir sahiplenmeye dönüşmesi gerekir.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
Sezgilerle çalışırken danışanın bilinçaltına nasıl bağlanıyorsunuz?
Sezgisel algılama biraz fıtrat meselesidir. Herkes bu algıya erişebilir ama mayası uygun olanlar için süreç daha kolaydır. Ben yapı gereği bunun için müsait bir varoluşa sahibim. Yıllarca süren metafizik çalışmalarım bana; düşüncelerimi ve duygusal hissedişlerimi sezgilerimden nasıl ayıracağımı öğretti. Bunun tabii ki bir reçetesi olmaz; bu bir ‘oluş’ halidir. Aynı şekilde kişinin farkındalığının artmasıyla, kendini bilmesi yolunda ilerleyişiyle ve yapacağı zihinsel çalışmalarla sezgileri keskinleşebilir. Alanda çalışırken ya da bireysel seanslarımda, danışan kaynaklı bir yansıma başladığında, gelen veriyi kendime has şekilde okumaya başlarım. İnsanla yakın ilişki içinde çalışan herkes aslında farkında olmadan bunu yapar. Aynı zamanda bilinçaltı kişinin kendine örtülüdür ancak görmeyi bilen bir göz için her şey apaçık dışarıdadır. Sesinin tonundadır, yürüyüşündedir, el-kol hareketlerindedir, dudağının kenarındaki minicik bir kıvrımdadır.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
İlk kez deneyimleyecek olan biri çalışmadan neler beklemeli?
İnsanların bu çalışmalara dair bazı korkuları olduğunu görüyorum; “travmalarım herkesin içinde pat diye ortaya mı çıkacak?” ya da “üzerime alandan, insanlardan bir şey bulaşır mı?” diye çekiniyorlar. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki; çalışmalarımı kimseyi travmatize etmeden, tamamen kişinin hazır bulunuşluğuyla doğru orantılı bir şekilde yapıyorum. Seans bittiğinde de kimsenin üzerinde hiçbir şey kalmaz. Daha önce belirttiğim gibi bu çalışmalar henüz tam olarak nasıl olduğu keşfedilmemiş ya da açıklanmamış olsa da bilimdir. Korku kültüründen ekmek yiyenler, yapılan işi temeli olmayan metafizik ya da gerçek dışı bilgilerle yozlaştırarak korkuya dayalı travmatik bir hale getirdiler ki yaptıkları çalışma danışan tarafından tarif edilemez/anlaşılamaz bir hale gelsin ve ‘hoca’(!)ya olan hayranlık tırmansın.
Ancak hakikat bu değildir. Sezgisel Canlandırma bir dedektiflik oyunu ya da kehanet çalışması da değildir; “Göçten mi, açlıktan mı, tacizden mi?” diye yaşantımızdaki olayları geçmişe bir kehanet aracı gibi bakarak sonuç alamayız. Biz bugünle ve bugünün sorumluluğunu almakla ilgileniyoruz. Danışan, çalışma sırasında dış dünyasındaki çatışmanın aslında kendi içindeki hangi parçadan kaynaklandığını canlı bir sahnede izler. Gözünün önünde tüm kimliklerinin canlandırıldığını gördüğünde, ona gözünü yummak için artık pek bir şansı kalmaz. “Her şey benden ötürü” diyerek kabul etmeye niyet ettiğinizde, negatif egonuz sizi daha fazla körleştiremez ve iyileşme kaçınılmaz hale gelir. “Benden ötürü” tabirini bilerek kullanıyorum. “Benimle ilgili” dediğinizde yine farkında olmadan egonun bir tuzağına düşebilirsiniz. O yüzden benden danışmanlık almak isteyenleri, kendi hakikatleri ile yüzleşme bekliyor. Bu yüzleşmenin şefkatli, nazik, destekleyici ve çözümler sunan bir tavırdan gelecek olması da bir gerçek.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
Danışanlarınızdan en çok hangi alanlarda dönüşüm hikâyeleri duyuyorsunuz?
Sıkışıp kalmış hayat enerjisinin serbest kalmaya başladığına dair çok güzel geri bildirimler sıklıkla alıyorum. Bu şu demek; yıllardır takılıp kaldığı işlerini değiştirebilenler, bitmesi gereken ama bitirilemeyen ilişkilerde yaşanan temiz vedalar veya tam tersi, ilişkilerin daha sağlıklı bir zemine taşınması gibi… Anne-çocuk, baba-çocuk ilişkilerinde çok sağlıklı ilerlemeler görüyoruz. Bu da ebeveynlerin kendi çocukluk meselelerini çocuklarına yansıtmayı bırakarak aynı şekilde kendi içsel çocuklarına sahip çıkmalarıyla gerçekleşiyor. Özellikle fiziksel rahatsızlıklarda şaşırtıcı sonuçlar var. Örneğin; şeker hastası olan çok genç bir danışanımın, tek bir seans sonrası kan değerlerinde ciddi bir iyileşme yaşaması güzel bir haberdi. Panik atak şikayetiyle gelen danışanların, bunu başlatan olayı fark etmelerinin ardından, o an aldıkları kararları da görmeleriyle birlikte anında iyileşmeleri gerçekleşti. Çocuk sahibi olmak isteyen birkaç danışanım, engel olan inanç kalıpları üzerinde çalıştıktan hemen sonra hamile kaldılar. Bu çalışmalar, kişinin kendine örtülü olan hikayelerini ve yıllar boyunca benzer şekilde yorumladığı için çıkılamaz döngülere hapsolmuş yaşamında, pencereler ve yepyeni algılar açar. Yani içsel hikâye değiştiğinde dış dünyanın senaryosu da değişir. Bu kaçınılmazdır.
Bazı insanlar değişim sürecinde direnç gösterebiliyor. Bu dirençle karşılaştığınızda yaklaşımınız ne oluyor?
Direnci gösteren kişi değil, onun ‘negatif egosu’ dur. İlkel beyin için tek bir amaç vardır; hayatta kalmak. Ne zorluk yaşanmış olursa olsun, çocuk belli bir yaşa geldiğinde, bedeni hala hayattaysa/nefes alıyorsa, o ortamı -acı dolu olsa bile- ‘güvenli alan’ kabul eder ve oradan çıkmak istemez. Yıllar boyunca kendine ait savunma mekanizmasıyla hayatta kalabilmiş biri tabii ki direnç gösterebilir. Herkesin belli bir noktadan sonra direnç gösterdiği yerler vardır. Direnç gösteren bir danışanı asla zorlamam. İnsanları “bak senin gerçeğin bu, değişmelisin” diye zorlamak yıkıcıdır. Kalıcı hasar oluşturabilir. Danışanın idrak hızına ve hazır olma kapasitesine saygı duymak zorundayız. Kişi o gün ne kadarını almaya müsaitse, oradan o kadarıyla ayrılır ama mutlaka cepleri dolu gider.

Ceylan Damla Kocamanlar Klasik Aile Dizimi She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Şubat 2026
Günlük yaşamda kendi enerjisini dengelemek ve bilinçaltını sakinleştirmek isteyen biri nereden başlamalı?
Günlük reçeteler benim çalışma tavrıma uygun değil. Bilinçaltınız sizi %96 oranında kontrol etmektedir. Size kalan %4 ile de farkındalığınızı genişletmeden, ufkunuzu arttırmadan bilinçaltına müdahale edemezsiniz. Bizim toplumumuz için yapılabilecek en faydalı günlük aktivite, şikâyet etmeyi durdurmaktır. Bugün sokağa çıksanız çoğu insan bir şeylerden şikâyet eder. Bizim buna daha fazla ihtiyacımız yok; bizim sorumluluk almaya ihtiyacımız var. Benim önerim, aynı oruç tutar gibi, şikâyet etmeye karşı bir içsel kontrol geliştirmenizdir. Aklınıza şikâyet etmeye, birilerini suçlamaya dair düşünceler gelecektir. Burada kilit nokta, ağzınızdan o cümleyi çıkarmamakta yatıyor. Oruç tutar gibi, aklına gelsin ve geçsin ama ağzından asla çıkmasın. Geçici rahatlamalar peşinde koşmamalıyız. Bu şuna benzer: ‘Pazartesi diyete başlayacağım diye hafta sonu baklava-börek yemek.’ Bu yaklaşım kalıcı değildir. Ben, o katlanılmaz hayata katlanabilmek için üç gün biraz iyi hissetmeye çalışan kişilerle ilgilenmiyorum; ben daha neşeli, sağlıklı ve üretken bir ‘yeni ben’ inşa etmek için yaralarıyla yüzleşmeye kararlı kişilerle çalışıyorum.
Yakın gelecek planlarınızda neler var? Sizi şu anda en çok ne heyecanlandırıyor?
Beni her zaman yenilikler heyecanlandırıyor ve bu yeniliklere ben ne katabilirim sorusu. Her an değişmeye ve dönüşmeye açık bir yapım olduğu için bu benim işime de yansıyor elbette. O yüzden her verdiğim eğitim, her yaptığım çalışma asla bir öncekiyle aynı olmuyor. Her kişiyle bambaşka bakış açıları, bambaşka olasılıklar görüyorum. Dolayısıyla sunduğum çözümlerle birlikte işim de an be an gelişiyor. Buna tanık olmak beni en çok heyecanlandıran şey. Aynı zamanda aylar süren eğitimlerde öğrencilerimin başladıkları hal ile eğitimin sonundaki hallerini izlemek ayrıca bana muazzam bir tatmin yaşatıyor çünkü amacım sadece danışman yetiştirmek değil; kişinin kendi parçalarını tanımasını ve yaşamındaki seçimleri etkileyen o ‘içsel çocukla’ barışmasını sağlamak. Yaşamımız söylediklerimizle değil, ‘oluş halimizle’ ve sergilediğimiz tavırla dönüşür. Öğrencilerimde görmeye niyet ettiğim şey, bu tavırdır. Eğitim sonunda mezun olanların, bir şey anlatmalarına gerek kalmadan, sadece duruşlarıyla çevrelerinde yarattıkları o büyük farkı görmek beni çok memnun ediyor. Bu değişim ve dönüşüme aracı olmak sadece yakın gelecek değil, bu yaşamımın niyetinin temeli olduğundan, gelecek dediğimiz zaman parçasının her anımın içinde olduğunu biliyorum. O yüzden bu anın hayali içindeyim. Ayrıca benim içimde her zaman her şeyin yolunda olduğuna dair bir inanç olmuştur. Bu inanç ile, her an dünyamda o heyecanlı bekleyişi yaşıyorum; her şey yolunda ve hiçbir şey için geç kalmadık.
She and Girls Kış 2026 Sayısı Çıktı! Kış 2026 Sayımızı ÜCRETSİZ indirerek okuyabilirsiniz!
Ceylan Damla Kocamanlar klasik Aile Dizimi
She and Girls Kış Sayısı 2026 Sayısında Neler Var?
Meryem Sedef: “Çocuklarınızın Sessizliklerini Duyun”
Gül Arslan: “Şifanın Beden ve Zihin Yolculuğu”
Ayşenur Bekaroğlu: “Oyun ve Şefkatle Büyüyen Çocuklar”
Serda Süleymanağaoğlu: “Beslenmeni Değiştir Hayatın Değişsin”
Damla Turan: “Her Adım Bir Fark Yaratır”
Gözde Şenkal: “Yüzünüze Dokunan Renkler Işıktır”
Jana Weshahi Dalgıç: “Çocuklarınızın Duygularına Alan Açın”
Aslı Gölen Güven: “Gerçek Anlamda Nefes Alın”
Gamze Aksoy: “Cildinize Özen Göstermek Lüks Değil”
Aysu Bilgin: “İş Dünyasında Güçlü Kılavuzunuz: AYSU BİLGİN”
Gülcan Akdere: “Kendi Ritminizin Lideri Olun”
Handan Sağlam: “Bilgiyi Kullanma Yolunu Öğrenin”
Gülben Aykaç: “Mandala ile Cesaretinizi Ortaya Çıkarın”
Aysel Merve Kuş: “Havacılık Global Bir Ekosistem”
Mihriban Koca: “Yaşadıklarınızı Fark Edin”
Maren Şahin: “Premium Dünyada Fark Yaratın”
Alev Şahin: “Kaş Tasarımı Sanattır”
Sevgi Uçar:” Mimaride Zamansız Şıklık: Maisse Architects”
Ezgi Yücer: “Az Zamanla Çok Sen”
Çiğdem Feride Cerrah: “İçindeki Gücü Uyandır”
Gamze Kulaksız:” Kendinizi Duymaya İzin Verin”
Sibel Akpınar:” Gayrimenkulde Lüksün Tanımı”
Mina Çetin: “Dil Öğrenmek Bir Yolculuktur”
Candan Yazıcı:” Nefesle Bedeninizin Sesini Dinleyin”
Zeynep Sapan: “Gülümsemeniz İmzanızı Taşır”
Berna Gedik Asal:” Kalbinizin Fısıltıları Tesadüf Değildir”
Burcu Bal: “Rüyalarınızın Mesajlarını Çözün”
Seyran Aydoğdu: “Hiçbir Şey Kendimizden Değerli Değil”
Suğra Şişman: “Fırçalarda Zamanın İzleri”
Çiğdem Nur Birsayı:” Dünyayı Farkındalık Kurtaracak”
