Tasarımın gerçek gücünün, markaların ve insanların içsel DNA’sında saklı olduğuna inanan Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı Azra Betül Erdoğdu ile; ilk bakışta görülmeyen ama uzun süre hissedilen izleri konuştuk. Azra Betül Erdoğdu Marka Tasarım Uzmanı
She and Girls Dergisi, Moda Dergisi, Alışveriş Dergisi.
Erdoğdu’ya göre, bu özle hizalanmayan her tasarım kaçınılmaz olarak yüzeyde kalıyor; özgünlük yerini taklide bırakıyor. Bu röportajda, markaların fark yaratan gizli izlerini, deneyim tasarımının dönüştürücü gücünü ve görünürlüğün aslında nasıl tasarlandığını keşfedeceksiniz.
Yeni projelerinde bu izleri daha da görünür kılmaya hazırlanan Azra Betül Erdoğdu’ya şimdiden başarılar diliyoruz. “Bugün yaptığım şey tam olarak şu: Markaların, insanların ve projelerin dünyaya nasıl göründüğünü değil, dünyada nasıl bir iz bıraktığını tasarlamak. Tasarım, zekâyı görünür kılar; geleceği sezilebilir, düşünceyi izlenebilir hale getirir. “
Röportaj: Banu Çelik

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Tasarım yolculuğunuzun merkezinde “deneyim” var. Okuyucularımıza kendinizi bu çerçevede nasıl anlatırsınız?
Tasarlamayı yalnızca bir meslek değil, dünyayla kurduğum bağın en güçlü dili olarak gören bir deneyim tasarımcısıyım. Yolculuğum çocukluğumda nesneleri, hikâyeleri ve duyguları birbirine bağlama merakıyla başladı. Dünyaya kocaman gözlerle bakan, nesnelerin ardındaki hikâyeyi duymaya çalışan biriydim. Yıllar içinde fark ettim ki beni büyüleyen şey, bir nesnenin nasıl göründüğü değil, insanda nasıl bir his bıraktığı. Üniversitede mühendislik, sonrasında tasarım ve marka stratejisi derken; bugün yaptığım şey aslında hep aynı: Görünmeyeni görünür kılmak, hissedileni biçime dönüştürmek.
Deneyim tasarımı yolculuğum tam da bu sorudan doğdu: “Bir duygu, bir yolculuğa dönüştürülebilir mi?” Beni en çok motive eden şey, insanların hayatında bir “an” yaratmak. Birinin aklında veya kalbinde iz bırakabilmek, hala her sabah heyecanla masaya oturmamın nedeni. Çünkü deneyim tasarımı benim için bir meslek değil; insanlarla görünmez bağlar kurma sanatı.
Bugün yaptığım şey tam olarak bu: Markaların, insanların ve projelerin “dünyaya nasıl göründüğünü” değil, dünyada nasıl bir iz bıraktığını tasarlamak.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Tasarım anlayışınızı birkaç kelimeyle tanımlamanız gerekse, nasıl tarif ederdiniz? Sizi bu alanda benzersiz kılan çizgiler neler?
Benim tasarım anlayışım, duygunun, sezginin ve sistemin kesişiminde oluşuyor. Her tasarım önce bir duygu aralığı olarak doğar; form sonradan gelir. Benim için bir tasarım “nasıl göründüğünden” çok nasıl hissettirdiği ile değerlidir. Çünkü bir deneyimi tasarlamak; görüneni değil, hissedileni şekillendirmekte gizlidir.
Beni bu alanda benzersiz kılan şey, tasarımı sadece bir “görüntü” olarak değil, insanın yaşadığı mikro dönüşümlerin mimarisi olarak ele almam. Tek bir görsel, tek bir dokunuş ya da tek bir temas noktasıyla yetinmem; tüm deneyimi uçtan uca tasarlamayı tercih ederim. Benim çizgimi ayıran şey de tam burada: Tasarımın kendisini değil, tasarımın insanı dönüştürme kapasitesini önemsiyorum. Tasarımı salt estetik “görüntü” olarak değil, insanın yaşadığı mikro dönüşümlerin bütünü olarak ele alıyorum. Bir tasarımın ritmini, yükselişini, inişini ve hafızada bıraktığı son izi ilk adımda düşünürüm. Kullanıcıyı izleyen değil, deneyimin merkezinde aktif bir katılımcı haline getirmeye odaklanırım. Tasarım anlayışım estetikle başlar, etkiyle, duyuyla ve dönüşümle tamamlanır. İlk temastan son hafıza anına kadar… Bir deneyimin ritmini, akışını, duygusal dönüşümünü tasarlamak en büyük tutkum.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Instagram’da paylaştığınız içerikler hem estetik hem de karakter sahibi. Bir deneyim tasarımcısı olarak yaratım süreçlerinde ilk adımınız ne oluyor?
Her şey bir “kıvılcım” la başlıyor. Bazen bir bitki dokusu, bazen bir kelime, bazen de yolculuk ettiğim bir şehrin renk paleti… Ardından içimde şu soru belirir: “Bu hissi bir forma dönüştürseydim, nasıl görünürdü?”
Ardından şu aşamalar geliyor:
İlham Akışı: doğa, kültür, ritüeller, bilim…
Duyusal Haritalama: bir deneyimin hangi duygulara hitap edeceğini belirlemek. Formlaştırma: Eskizler, prototipler, hikâye örgüsü.
Son Dokunuş: “Bu tasarım bir his taşıyor mu?” sorusuyla son rötuş.
Bu yüzden profilimde gördüğünüz hiçbir içerik sadece bir “görsel” değildir; hepsi bir deneyim anının sahnesidir.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
İlham kaynaklarınız arasında doğa, bilim, sanat ve teknoloji birlikte akıyor. Bu karışım yaratımınızı nasıl etkiliyor? İlham panonuzu oluşturan temalar, dönemler veya isimler neler?
İlhamı disiplinlerin birbirine çarptığı yerden alıyorum. Doğadaki fraktalları incelerken inovasyon fikri bulurum. Bir sanatçının ışık kullanımında duyusal tasarımı görürüm. Bir bilimsel makalede deneyimin akış mantığını keşfederim. Teknolojide yaratıcılığın yeni sınırlarını görürüm.
Azra’nın ilham panosu neye benzer biliyor musunuz?
Bir laboratuvar, bir orman, bir müze ve geleceğe açılan bir kapı, aynı anda.
İlham aldığım dünya çok katmanlı: Japon felsefeleri: Wabi-sabi, Ma, Shoshin, vb.
Doğa sistemleri: Kök ağları, dalga hareketleri, fotosentez döngüleri, vb.
Modern sanat & mekân: Olafur Eliasson, Chiharu Shiota, Ryoji Ikeda, vb.
İnsanın içsel yolculuğu: Jung arketipleri, sezgi, bilinç.
Teknoloji & inovasyon: Yapay zekâ, veri görselleştirme, sistem tasarımı.
Özetle; benim için ilham, geçmişten bir parça, gelecekten bir vizyon, bugünden bir kıvılcım.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Kendi stilini oluşturmak isteyen kadınlara, tasarım ve yaratıcılık penceresinden en büyük öneriniz ne olur?
Stilinizi dışarıdan değil, içeriden keşfedin. Herkesin içinde bir tema ve kendine özgü bir estetik DNA vardır. Bu DNA’yı keşfetmeden yaratılan hiçbir stil kalıcı olmaz — sadece taklit olur. Bugün fiziksel ve dijital dünyada bilerek ve bilmeyerek izler bırakıyoruz. Her biri görünürlüğümüzü şekillendiren önemli parçalar. Bu izler bir araya geldiğinde kişisel deneyimimizin ve görünürlüğümüzün tasarımını oluşturuyor.
Bu nedenle stil, sadece “ne giydiğiniz, nasıl göründüğünüz” değil, dünyaya nasıl bir iz bıraktığınızın meselesidir.
Tüm bunlardan yola çıkarak, tüm kadınlara üç şeyi hatırlatırdım:
Kendinizi bir kalıba değil, bir potansiyele dönüştürün. Başka bir stili kopyalamak yerine, kendi özünüzün kimsede olmayan estetiğini keşfedin. Stilinizi değil; hikâyenizi inşa edin. Çünkü stil, bir görüntü değil; bir anlatıdır.
Seni sen yapan o ‘hissi’ yakala. Gerisi kendiliğinden gelir.
Çevrenizdekiler o hissi gördüğünde, siz zaten görünür olursunuz. Gerçek stil, nasıl göründüğünüzden başlamaz. Görünümün temeli renk değil, kumaş değil, trend değil, kimliktir. Ne kadar kendi özünüzle hizalanırsanız, o kadar benzersiz görünürsünüz.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Bir marka ya da bir deneyim tasarlarken en zorlandığınız ve en çok keyif aldığınız aşama hangisi?
En zorlayan aşama, deneyimin sadeleştiği anı bulmak. Tasarım süreci, çoğu zaman bir şeyler eklemeye yönelik doğal bir iştahla ilerler; zihin sürekli yeni ihtimaller, yeni dokular, yeni anlam katmanları üretir. Fakat iyi tasarım, her zaman “daha fazlası” değildir — tam tersine, en doğru olanı geriye bırakıp özü ortaya çıkarmaktır. Bu yüzden sadeleşmek, benim için cesaretin en gerçek testidir. Bir tasarımcı olarak kendi iç sesimle pazarlık ettiğim, “bunu gerçekten eklemeli miyim, yoksa bu yaratımın ruhunu gölgeler mi?” sorusuyla yüzleştiğim en kritik aşama budur. Sadelik, bir eksiltme değil; bir arındırma eylemidir.
En keyif aldığım an ise: Fikrin ilk nefes aldığı o ilham anı. Bu an genellikle çok sessiz başlar — bir renk, bir kelime, bir duygu, bir görüntü… Sonra o küçücük kıvılcım zihnimde genişlemeye, bir yolculuğa dönüşmeye başlar. Birdenbire tasarım kendini anlatır hale gelir; ben artık yönlendiren değil, onu duyan bir pozisyona geçerim. Bu aşama benim için yaratıcı sezginin en saf halidir.
Her zaman söylerim: Tasarım, o ilk anın içine gizlenmiş bir kader gibidir; doğru duyduğunuzda kendiliğinden açılır. Ve işte o an — bir deneyimin ritminin, dokusunun, hikâyesinin doğduğu o ilk titreşim — bu mesleği yapmamın en büyük nedeni. Aşk gibi.
Dijital dünyanın markaların ve deneyimlerin tasarımını dönüştürdüğünü düşünüyor musunuz? Bu dönüşümde tasarımcıların yeni rolü ne? Tasarımcı olarak dijital dünyayı nasıl kullanıyorsunuz?
Kesinlikle. Ben dijital dünyayı yalnızca bir vitrin ya da dağıtım kanalı olarak değil; duyguların, davranışların ve etkileşimlerin yeniden tasarlandığı genişletilmiş bir deneyim alanı olarak görüyorum. Bu alanda tasarım, fiziksel sınırların ötesine geçiyor; hareket ediyor, akıyor, dönüşüyor. Ve en önemlisi, zekânın ve sezginin görünür olmasını kolaylaştırıyor.
Bu dönüşümde tasarımcıların rolü de kökten değişti. Artık yalnızca “kullanan” için tasarlayan değil; kullanıcıyla birlikte tamamlanan sistemler kuran, veriyle sezgiyi aynı potada eriten, teknolojiyi soğuk bir araç olmaktan çıkarıp duygusal bir deneyim aracına dönüştüren bir rolümüz var.
Ben dijital dünyayı tam da bu şekilde kullanıyorum. Bana sağladıkları üç temel alan var:
• Sınırları kaldırmak: Dijital dünya, evrensel bir kütüphane gibi çalışıyor. Farklı disiplinlere, estetiklere ve düşünce biçimlerine aynı anda erişebilmemi sağlıyor.
• Kolaylaştırmak: Fikirlerim çok daha kolay ve hızlı şekilde form buluyor. Soyut olanı somuta dönüştürme hızım artıyor; bu da yaratıcılıkla sezgi arasındaki akışı kesintisiz hale getiriyor.
• Bağ kurma: İnsanlarla aynı anda, aynı duyguda buluşabileceğimiz yeni temas alanları açıyor. Aynı yöne baktığım insanlarla tanışmamı kolaylaştırıyor.
Bu röportaj için kullandığım fotoğraflar da aslında bu yaklaşımın somut bir örneği. Nasıl kullandığımı sadece anlatmak yerine göstermenin bir yolunu bulmak istedim. Fotoğraflardaki kişi benim; ancak styling, poz ve çekim kurguları yapay zekâ desteğiyle, hayal ettiğim dünyayı görünür kılmak için tasarlandı. Burada teknolojiyi bir “efekt” olarak değil, hayali gerçeğe dönüştüren bir kolaylaştırıcı olarak kullandım. Bunu özellikle yapmak istedim. Çünkü teknolojiden faydalanıyorum demek yerine, onu nasıl kullandığımı göstermek benim için çok daha anlamlı. Benim için dijital dünya; hayal gücünü büyüten, sezgiyi hızlandıran ve tasarımı zamandan ve mekândan bağımsız bir deneyime dönüştüren bir alan. Ve bence tasarımın geleceği tam olarak burada: İnsanın iç dünyasıyla teknolojinin imkânlarının buluştuğu yerde.

Azra Betül Erdoğdu Marka ve Deneyim Tasarım Uzmanı She and Girls Dergisi Kapak Röportajı Ocak 2026
Sürdürülebilirlik, marka ve deneyim tasarımında nasıl bir mesele hâline geliyor?
Sürdürülebilirlik, marka ve deneyim tasarımında artık “yan bir başlık” değil; tasarım kararlarının merkezindeki etik, estetik ve stratejik bir pusula. Ben sürdürülebilirliğe yalnızca kullanılan malzeme ya da üretim teknikleri açısından bakmıyorum. Benim için sürdürülebilirlik, bir markanın ya da deneyimin insanla nasıl bir duygusal ve davranışsal ilişki kurduğuna dayanıyor. Çünkü şuna inanıyorum: Gerçek sürdürülebilirlik, uzun ömürlü bir bağ tasarlayabilmektir. Unutulan, hissedilmeyen, değeri deneyimlenmeyen hiçbir şey sürdürülebilir değildir.
Bu yüzden kendi yaklaşımım üç katmanda çalışır:
Duygusal Sürdürülebilirlik: Bir deneyim, insanda anlamlı bir iz bırakıyorsa yeniden yaşanır, yeniden paylaşılır. Bu da markanın doğal bir döngüde sürdürülebilir şekilde büyümesini sağlar. Kısacası: duygu, sürdürülebilirliğin en görünmez ama en güçlü malzemesidir.
Davranışsal Sürdürülebilirlik: İyi tasarlanmış bir deneyim, insanı tekrar eden iyi davranışlara yönlendirir: daha bilinçli tercihler, daha yavaş tüketim, daha uzun kullanım, kendiyle ve dünya ile daha sağlıklı ilişki. Bu nedenle tasarımın amacı sadece “güzel” olmak değil, davranış üzerinde pozitif bir etki yaratmaktır.
Stratejik Sürdürülebilirlik: Bir marka her dokunuş noktasında tutarlı, anlamlı ve değer odaklıysa, bu tutarlılık uzun vadeli bir güven inşa eder. Güven de marka sürdürülebilirliğinin en güçlü yakıtıdır.
Benim için sürdürülebilirlik, bir kartona yazılmış bir “değerler listesi” değil; tasarım sürecinin her aşamasında sorulan bir soru: “Bu karar hem insana hem de gezegene uzun vadede iyi gelir mi?” Eğer cevap evetse, işte o zaman hem marka hem deneyim hem de kullanıcı için gerçekten sürdürülebilir bir tasarım ortaya çıkıyor.
Genç tasarımcılara ilham verecek şekilde, kariyerinizde size çok şey öğreten bir dönüm noktası veya unutamadığınız bir anı paylaşır mısınız?
Kariyerimdeki en çarpıcı dönüm noktalarından biri, iş hayatımın ilk yıllarında yöneticimin bana söylediği o cümleydi: “Bana yeni fikirle gelme.” Birçok genç tasarımcı için bu cümle cesaret kırıcı olabilir, ama ben o anda bambaşka bir şey fark ettim: Demek ki aklımdakileri benim gördüğüm gibi göremiyorlar. O zaman çözüm belliydi: Benim fikri daha iyi anlatmam değil, daha iyi göstermem gerekiyordu. İşte o kırılma anında tasarımın gerçek gücünü anladım.
Tasarım, sadece güzel bir şey yaratmak değil; bir zekâyı, bir sezgiyi, bir fikri görünür kılmanın en güçlü yolu idi. O günden sonra zihnimde şu cümle yer etti ve çalışmalarımın pusulası oldu: “Tasarım, zekâyı görünür kılar.” Bir fikrin duyulması için ses yeterli olmayabilir, ama bir şekilde görünür olduğunda artık kimse ondan kaçamaz. İşte bu fark ediş, beni bugün yaptığım işe — deneyimi, duyguyu, stratejiyi görünür kılan tasarım anlayışına — taşıyan en büyük kırılma oldu.
Genç tasarımcılara söylemek istediğim şey şu: Bazen en büyük engel, aslında sizi kendi gerçek yaratıcı gücünüze götüren kapıdır. Bir fikir anlaşılmıyorsa vazgeçmeyin; onu görünür kılmanın yeni bir dilini bulun. Çünkü fark yaratan tasarım, tam da burada başlar.
Yakın dönemde hayata geçirmek istediğiniz yeni projeler, koleksiyonlar veya iş birlikleri var mı? She and Girls okuyucuları için biraz ipucu alabilir miyiz?
Yakın dönemde beni çok heyecanlandıran birkaç proje var ve her biri, tasarımın sadece “görünen bir şey” değil, bir deneyim ve görünürlük sistemi olduğunu yeniden hatırlatan nitelikte.
Human x AI Creative Lab. İnsanın sezgisini yapay zekânın potansiyeliyle buluşturan yeni bir yaratım laboratuvarı kuruyoruz. Burada amacımız: Yaratıcılığın geleceğini farklı bir forma dönüştürmek. Fikirlerin görünür hâle gelme hızını ve biçimini tamamen değiştirecek bir yapıda ilerliyoruz.
Visiblity Design Ecosystem. Kadınların kendi hikâyelerini, stillerini ve varlıklarını hem dijitalde hem fiziksel dünyada tasarlayabilmeleri için yaptığımız çalışmaları özel bir görünürlük sistemi haline getiriyoruz. Çünkü bence tasarım sadece estetik değil; kendini göstermenin bilinçli bir yolu.
Yeni iş birlikleri, ulusal ve uluslararası yaratıcı ekiplerle, özellikle marka ve deneyim tasarımı stratejileri alanında birkaç sürpriz iş birliği üzerinde çalışıyorum. Henüz detay veremiyorum ama söyleyebilirim ki: Bu projeler, tasarımı zaman ve mekânın ötesine taşıyarak; tasarımın sadece bir görüntü değil, bir titreşim olduğunu kanıtlayacak.
Özetle: İnsanı içine alan, duyguyla çalışan ve görünürlüğü yeniden tanımlayan bir tasarım evreni inşa ediyoruz.
She and Girls okuyucularına küçük bir ipucu daha: Bundan sonraki dönem, benim için “yaratımın sessiz değil, görünür olduğu” bir dönem olacak. Ve her proje, bu görünürlüğün farklı bir yüzünü anlatacak.
Son olarak; Tasarımı, insanın dünyaya bıraktığı iz olarak görüyorum. Eğer kendi izinizi birlikte tasarlamak isterseniz, kapım her zaman açık.
Instagram: @azrabetul
Azra Betül Erdoğdu Marka Tasarım Uzmanı
She and Girls Sonbahar Sayısı 2025 Sayısında Neler Var?
Nino Tsivadze: Gayrimenkulde Güçlü Adımlar
Yasemin Fazlılar: “Hayallerinizi Cesaretle Sahiplenin”
Selen Erdoğan Özdemir: Diş Estetiğinde Yenilik
Özge Özler: Kıbrıs’da Yeni Adresinizi O Bulur
Melike Gürçay: “Yoga Holistik Yaklaşım Gerektirir”
Jupiterinkızıemelce: “Astroloji Kehanet Değildir”
Esra Ünlütürk: “Güzellikte Fark Yaratıyoruz”
Elif Akyasan Kahraman: “Duygular Kalıcı Değildir”
Dilek Coşkun: “Nefesle Kendinizi Hatırlayın”
Göksen Tosuner: İç Anadolu’dan Dünyaya Uzanan Sanat Öyküsü
Derya Eryılmaz: “Her Şey Enerjidir”
Gonca Birgili Koçer: “Yıllarca Taşıdığınız Yükü Atın”
Sena Dadandı “İçsel Gücünüzü Keşfedin”
