Yeni yılda bilginin laneti üzerinize olmasın!

Yeni, yepyeni bir yıl kapıda. 2019 yılının öncekilerden farklı olması sizin elinizde. Bu yıl Bilginin Laneti üzerinizde olmasın. Küçük bir oyun oynamaya var mısınız? Sorunları çözmek için ne gereklidir?

Sessiz Sinema oyununu bilirsiniz. Birden fazla kişi bir araya gelince oynanabilecek keyifli oyunlardan biridir. Kurallar basittir, hiç konuşmadan film anlatılır. Diğer grup filmin ismini tahmin etmeye çalışır. Genellikle anlatan çok iyi anlattığını ama izleyenlerin anlayamadığını düşünür. Dinleyenler ise çaresiz hissederler çünkü anlatan bu konuda pek de yetenekli değildir.

Benzer bir kurgu Tabu isimli oyunda da vardır. Bu defa kullanılması yasak kelimeler vardır, onlar olmadan asıl kelimeyi anlatmak, oyunun hedefidir. Oyunculardaki inanç ise aynıdır: ben güzel anlattım ama onlar anlamadılar!
Chip Heath & Dan Heath, İşte Bu Fikir Tutar isimli kitaplarında bir deneyden söz ediyorlar. Detaylar şöyle:
“Elizabeth Newton, 1990 yılında, insanların iki rolden birini üstlendiği basit bir oyun üzerine yaptığı çalışmayla, Stanford Üniversitesinden psikoloji doktoru unvanını almıştır.

Çalışmada insanlar ‘tıkırdatanlar’ ve ‘dinleyenler’ olarak iki gruba ayrılmıştı. Tıkırdatanlara, iyi bilinen yirmi beş şarkıdan oluşan bir liste sunulmuştu – ‘Mutlu Yıllar Sana’ ve ‘Yıldızla Süslü Bayrak’ gibi. Tıkırdatanlar, bu şarkılardan birini seçecek ve parmaklarıyla ritim tutarak dinleyenlerden birine çalacaktı. Dinleyenin görevi, bu ritmi dinleyerek, şarkıyı tahmin etmeye çalışmaktı.”
Bunu siz de deneyebilirsiniz. Hemen yanınızda birileri var ise onlara tıkırdatın en bilindik bir şarkıyı. Ondan da başka bir şarkı tıkırdatmasını isteyin. Sonuçlar pek de parlak olmadı, öyle değil mi? Bilen çıktı mı? Peki ‘dinleyen’ olduğunuzda siz şarkıyı bilebildiniz mi? Ama neticede bir miktar eğlendiniz.

Gelelim orijinal çalışmanın sonuçlarına: Newton’un deneyi için toplam 120 şarkı parmakla çalınmış. Ve ‘dinleyenler’ şarkıların sadece ve sadece yüzde 2,5’ini bilmişler. 120 şarkının yalnızca 3 tanesini. Bu şaşırtıcı bir sonuç olabilir ancak psikoloji doktorasını kazanmaya yetecek kadar ilginç mi? Aslında çalışmanın öncesinde sordukları soruya aldıkları yanıt daha önemli gibi görünüyor. ‘Dinleyenler’e şarkıyı dinletmeden önce, ‘tıkırdatanlar’dan bir tahminde bulunmaları isteniyor. Şarkıyı kaç kişinin bilebileceğini soruyorlar. ‘Tıkırdatanlar’ ‘dinleyenler’in yarısının bileceğini tahmin ediyorlar. %50 tahmin etmişlerdi ancak sonuç %2,5. İki kişiden birinin bileceğini zannediyorken aslında 40 kişiden bir tanesi bilebiliyor. Mesaj aktarımı ne kadar da zor. Peki ama neden?

Bu durumu Chip Heath & Dan Heath şöyle açıklıyorlar:
“Tıkırdatan rolündeki biri parmaklarıyla ritim tutarken, kafasının içinde o şarkıyı duyar. İsterseniz deneyin- ‘Mutlu Yıllar Sana’yı parmaklarınızla çalın. Melodiyi kafanızın içinde duymamanız olanaksızdır. Oysa dinleyiciler melodiyi duymuyordu – acayip bir Mors koduna benzeyen kopuk kopuk tıkırtılardan başka hiçbir şey duymuyorlardı. Deney sırasında tıkırdatanlar, dinleyenlerin parçaları anlamakta bu kadar zorlanması karşısında şaşkına dönüyordu.

Şarkının ne olduğu çok açık değil miydi? Dinleyenler ‘Mutlu Yıllar Sana’yı ya da ‘Yıldızla Süslü Bayrak’ı anlamaya çalışırken, tıkırdatanların yüzüne az bulunur bir hayret ifadesi yerleşiyordu: Nasıl bu kadar salak olabilirsin?”
“Tıkırdatan olmak zordur. Bütün mesele, onlara verilmiş olan bilginin (şarkının adı), o bilginin yokluğunu hayal etmeyi onlar için olanaksız hâle getirmiş olmasıdır. Tıkırdatanlar, şarkıyı parmaklarıyla çalarken, dinleyenlerin bir şarkı değil de kopuk kopuk tıkırtılar duyduğunu hayal edemezler. İşte ‘Bilginin Laneti’ budur. Bir şeyi bir kez öğrendikten sonra, onu öğrenmemiş olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etmekte zorluk çekeriz. Bilgimiz bizi ‘lanetlemiştir’. Ve kafamızı yeniden dinleyici konumuna geçirmek hiç de kolay olmadığı için, bildiklerimizi başkalarıyla paylaşmak bizim için zorlaşır.”

Öyle sanıyorum ki sözü geçen deney farklı ülkelerde, farklı kültürlerde, kurumlarda ve ailelerde sıkça tekrarlanıyor. CEO’lar, iletişimciler, öğretmenler, öğrenciler, pazarlamacılar, müşteriler, yazarlar, okurlar, anneler, babalar ve çocuklar… Bilginin lanetinden kaçabilecekler mi? Kitapta bu konuda iki öneri sunuluyor. Birincisi ‘hiçbir şey öğrenmemek’ ikincisi ise ‘fikirleri dönüştürmek’.

Şimdi etrafınıza bir bakın: her gün evde, okulda, işte, kaç kez ‘tıkırdatan’ oluyorsunuz, kaç kez ‘dinleyen’? Bir sonraki sefer ‘tıkırdatan’ olduğunuzu fark etseniz ve ‘dinleyen’in kafasında ritmin olmadığını hatırlasanız ne değişirdi?‘Dinleyen’in bildiğini varsaydığınız gerçeğini, kendinize hatırlatmanız mümkün olabilir mi? Yaşamınızda hangi alanlar iyileşebilir?

İzotomi Uzmanı ve Kariyer Koçu Zühal Yiğit konu hakkındaki tecrübelerini şöyle aktarıyor: “İşini / mesleğini değiştirmek hayalleri kuran mutsuz çalışanları yakından tanımak istediğimde, kim oldukları, neden mutsuz oldukları ya da nasıl mutlu olabilecekleri konularında çalışırken, tam da bu noktada, iki konunun birbirine karıştığını danışanlarımda gözlemleme şansım oluyor: Çalışanın mutsuzluğu mesleği nedeniyle mi yoksa çalıştığı kurum/kişiler nedeniyle mi?”

“İş yerinde mutsuzluğun olası onlarca sebebi var: Literatüre bakıldığında iş tatmini, örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti konularına sıklıkla rastlanmaktadır. İş tatmini konusunun temelleri, motivasyon teorilerine kadar dayanmaktadır. Dolayısıyla kulağa bildik ve basit gibi gelen bu kavram, aslında insanı tanımak, ihtiyaçlarını bilmek konusu kadar eski ve geniş kapsamlıdır. İş tatmini edinebilmek için işin kendisi ya da ödenen ücret kadar önemli olan başka faktörlerin varlığı göz ardı edilmemelidir. Örneğin, örgütteki yönetim felsefesi, çalışma arkadaşları ile etkileşim, hatta var olan iletişim ya da iletişim eksikliği vb.”

“Çoğu durumda mesleği değiştirmek, başka bir şehre yerleşmek gibi köklü değişimlere ihtiyaç duyulmuyor. Bazen amiri ile iletişimi iyileştirmek çözüm oluyor, bazen çalışma arkadaşları ile yaşanan iletişimsizliği gidermek. Bazen departmanı değiştirmek, bazense kurumu. İşteki mutsuzluğun nedeni iş değil insanlar oluyor ve çözümü yine insanla aranıp bulunuyor.”
Sizin de mutsuz olduğunuz bir işiniz ya da anlaşamadığınız insanlarınız var ise denemeye değer. Belki de başka başka alanlarda yer alan tüm sorunların çözümü için gereken şey iletişimdir ve onu iyileştirmek için gerekli olan şey ise ‘farkına varmak’.

Sorunları çözmek için ne gereklidir?

Etiketler:, , , , , , ,

İlginizi çekebilir

Önceki yazı Sonraki yazı
325 shares